Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2014 Çarşamba

Yarı zamanlı iş, tam zamanlı eğitim

Dersler, sınavlar ve ödevlerin dışında bir de iş hayatına atılmış olan öğrenciler, okulla iş hayatını birlikte sürdürmenin zorluklarını Yeni Sayfa’ya anlattı



Nazlıcan Arslan - Hukuk / Garson
 

Nazlıcan, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde 2. sınıf öğrencisi. Üniversite okumaya İstanbul’a gelmiş ve kendi ayakları üzerinde durmak istediği için çalışmaya başlamış. Şu an Karaköy Karabatak Kafe’de çalışan Nazlıcan daha önce kasiyerlik yapmış fakat yoğun çalışma saatleri okulunu aksatmasına neden olmuş. Nazlıcan Karabatak’ta haftada iki gün çalışıyor ve bu durumun onu zorlamadığını söylüyor. Çalışıyor olmasının zaman zaman arkadaşlarıyla görüşmesine engel olduğunu belirtiyor. Ama buna rağmen çok mutlu olduğuna değiniyor çünkü insanın kendi parasını kendisinin kazanmasının çok başka bir duygu olduğuna inanıyor. Kendi kazandığı parayı yönetmeyi de öğrendiğini belirten Nazlıcan, bunun eşsiz bir tecrübe olduğunu düşünüyor.





Sermet Kılıç - Reklamcılık / Kitap fuarlarında satış elemanı

23 yaşında olan Sermet, 2011’de Adana’dan İstanbul’a gelmiş. Bahçeşehir Üniversitesi Reklamcılık Bölümü 1. sınıf öğrencisi olan Sermet birçok işte çalışmış. Garsonluk, kasiyerlik, kitap fuarlarında satış elemanlığı yapmış. Çalıştığı zamanlarda okula çok sık devam edemeyen Sermet, okul ve iş arasında kaldığını belirtiyor. Çalıştığı gün sorun olmasa bile ertesi gün çok yorulduğunu, bu yüzden ertesi gün okula gidemediği söylüyor. Çalışmanın, özgüvenini de arttırdığını kaydeden Sermet, “Kendi paramı kazanıyor olmak özgür hissetmemi sağlıyor” diye konuşuyor.








Gizem Öney - Sinema ve Televizyon / Habertürk

22 yaşında olan Gizem, Bahçeşehir Üniversitesi’nde 3. sınıf Sinema-TV öğrencisi. Gizem, Habertürk TV’de reji bölümünde çalışıyor. Bahçeşehir Üniversitesi’nin Habertürk ile yaptığı anlaşma ile Habertürk’te görev alan öğrenciler arasında olan Gizem, daha önce iş deneyimi olmadığını söylüyor. Zaman konusunda bir sıkıntısı olmayan ve haftanın 3 günü saat 09.00 ila 18.00 arasında çalışan Gizem, çalışma saatlerinin sınav döneminde yeniden düzenlendiğini belirtiyor. Habertürk’te çalışmanın ona çok şey kattığını belirten Gizem, okulda bu işin teorisini öğrendiğini, Habertürk’te ise bu teoriyi pratiğe dökebildiğini belirtiyor. Gizem, aynı zamanda televizyon sektöründeki insanları da yakından tanıma imkânı bulduğu için mutlu olduğunu söylüyor.



Serkan Ay - İktisat / Şef

Serkan, Ege Üniversitesi’nde İktisat okuyor. Aşçılık yapan Serkan, haftanın 6 günü ortalama 9 saat çalışıyor. Tek sıkıntısının yeterince uyuyamamak olduğunu söyleyen Serkan, çalışmaya beş yaşında su satarak başlamış. Daha sonra 7 yıl camcılık, 1,5 yıl bar işletmeciliği yapmış. Serkan, 3 yıldır Karaköy’deki Dem Kafe’de şef. Çalışmanın onun iletişim becerilerini ve yöneticilik vasıflarını kuvvetlendirdiğini düşünüyor.








Sinan Özalp - Elektronik Müh. / Garson

Sinan, dört yıl Kadir Has Üniversitesi Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde okuduktan sonra çizime olan ilgisinden dolayı güzel sanatlar sınavına hazırlanmaya karar vermiş. Haftanın 6 günü, günde 10 saat çalışan Sinan, boş saatlerinde çizim yapıyor. Okul hayatı süresinde zaman zaman part-time olarak tasarım işinde çalışmış olan Özalp, şu an Karaköy Dem Kafe’de garsonluk yapıyor. Çalışmayı sevdiğini ve yaptığı işten zevk duyduğunu söyleyen Sinan, okurken çalışmanın yeni insanlar tanımasını ve sosyal çevresinin gelişmesini sağladığına inanıyor.










Diser Saka - Halkla İlişkiler / Tanıtım

19 yaşında olan Diser, Bahçeşehir Üniversitesi’nde Halkla İlişkiler okuyor. Okurken bölümüyle ilgili tecrübe edinebileceği bir işte çalışan şanslı öğrencilerden biri olan Diser, bir firmanın tanıtımını yapıyor. Part-time olarak çalışan Diser haftanın 4 günü işe gidiyor. Genellikle 13.30 – 18.00 arasında çalışıyor ama dersleri veya sınavları olduğunda bu saatler değişiyor. Diser daha önce garsonluk da yapmış. Çalışmanın daha fazla insan tanımasına yardımcı olduğunu, bu sebeple geleceğe yatırım yaptığını düşünüyor.









Işıl Yumuşak - Dilara Ekşi 
isiliyum@hotmail.com 
dilara_dde@hotmail.com

25 Kasım 2014 Salı

Kışla birlikte gelen büyük ikilem: Antibiyotik mi alalım, sarımsak mı kokalım?

Havaların soğumaya başlamasıyla ortaya çıkan enfeksiyon ve ateşli hastalıklarla beraber yanlış antibiyotik kullanımı uzmanları korkutuyor


Yüksek miktarda ve yanlış tüketilen antibiyotik, vücuttaki zararlı mikropları dirençli hale getirirken, faydalı mikropları da etkisiz hale getiriyor. İnsanlar antibiyotikleri bilinçsiz bir şekilde, vitamin kullanır gibi kullanıyor. Antibiyotiklerle ilgili bilinmesi gereken yanlışlar ise şunlar:

Antibiyotikler yalnızca bakterileri etkiliyor, virüslere bağlı enfeksiyonları tedavi edemiyor. Ateş düşürmüyor, sadece uygun doz ve şekillerde kullanılan antibiyotikler, hastalığın kaynağı olan enfeksiyonu geçirdiği için ateş düşüyor. Soğuk algınlığı ve grip gibi kendi kendine iyileşen hastalıklarda antibiyotik kullanımı gerekmiyor. Antibiyotikler ağrıyı dindirmiyor, burun akıntısını ve öksürüğü hafifletmiyor. Grip ve soğuk algınlığının başkalarına bulaşmasını engellemiyor. Doktor tavsiyesi olmadan kullanılan antibiyotiğin etkisi olmuyor. Yanlış kullanıldığında ise hızla direnç gelişiyor.

Yanlış ilaç kullanımı konusunda, toplumu bilinçlendirmek amacıyla Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından kurulan www.akilciilac.gov.tr ‘ye göre, 2011 yılında düzenlenen yaklaşık 440 milyon reçeteden %13 kadarı antibiyotik içerikli reçeteden oluşuyor. Bu konuyla ilgili Doç. Dr. Nilay Çöplü’ün yaptığı çalışmalara göre antibiyotik reçetesi yazan doktorların ve antibiyotik kullanma alışkanlıkları olan hastaların talep ve tutumları gösteriliyor.

Araştırmalardan çıkan sonuçlara göre, reçetelerine antibiyotik yazılan hastaların şikâyetlerinde ilk üç sırayı yüksek ateş, idrar yolu enfeksiyonları ve boğaz ağrısı alıyor. Hastaların genellikle evlerinde antibiyotik bulundurma alışkanlığına sahip olduğu ve doktorlarlara antibiyotik ilaç yazdırma konusunda ısrarcı olduğu sonucuna varılıyor.

Uzmanlar, grip ve yüksek ateş gibi soğuk havalarda artan hastalıklara karşı doğal antibiyotik olan sarımsak ve diğer yardımcı vitaminleri içeren besinleri öneriyor. Antibiyotik özelliğinin yanı sıra A, C, P ve B vitaminleri ile kalsiyum, magnezyum, potasyum, çinko fosfor ve demir minerallerini de içeren sarımsak birçok ateşli hastalığın tedavisinde de yardımcı oluyor.

Yumurta, peynir, balık gibi gıdaların yanı sıra güneş ışığından da oldukça fazla alınan D vitamininin, pek çok enfeksiyonunun gelişme aşamasında engelleyici rolü olduğu biliniyor. Eksikliğinde ise, sık sık tekrarlayan enfeksiyonlara neden olabiliyor. Ihlamur, kuşburnu, papatya, ada çayı, ginseng gibi bitkisel çayların da bu tarz kış hastalıklarına karşı koruyucu özelliği bulunuyor.

*BAU Yeni Medya öğrencileri Melis Kürkçü, Ali Özkun ve Güray Kaptan’ın haber blogu 

                                                                                                      yaziyoryaziyoor.blogspot.com.tr *

Edebiyatçılarımıza bu mezarlar reva mı?

Abdülhak Hamit Tarhan, Falih Rıfkı Atay, Muhsin Ertuğrul ve Ümit Yaşar Oğuzcan gibi edebiyat ve sanat dünyasına damga vurmuş isimlerin Zincirlikuyu’daki mezarları bakımsızlığa terk edildi

Mezarlığın bahçıvanlarından Mürsel Uzun, mezarların bakım ve onarımlarının İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapıldığını ancak çiçek ekimi ve devamlı bakımın yapılması için mezar sahiplerinin belirli bir ücret ödemesi gerektiğini belirtti. Kime ait olduğu anlaşılamayan mezarlara, özel bakım yapılması gerektiğini söyleyen Uzun, “Yakınları için ziyarete gelen insanlar, edebiyatçıların mezarlarını soruyorlar. Ben de gösteriyorum. Ama mezarlıkların isimleri görülmediği için insanlar hangi edebiyatçının nerede yattığını bana soruyor” dedi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemi ve cumhuriyetin ilk yıllarında eserler veren ünlü şair, Abdülhak Hamit Tarhan’ın mezarı Zincirlikuyu Mezarlığı’nın girişinde bulunuyor. Tarhan’ın mezarı, Zincirlikuyu Mezarlığı’nın ilklerinden biri. Mezarda şairin ismini görebilmek için üstündeki yaprakların temizlenmesi gerekiyor. Mezar taşında doğum, ölüm tarihleri ve en önemli eserlerinden biri olan Makber şiirinden iki mısra yer alıyor. Fakat mezar taşını görebilmek için mezarın üstüne çıkılsa bile kurumuş dallardan dolayı tarihleri ve mısrayı görebilmek mümkün değil.
Şiir hayatına 1940’da Yedigün şairleri arasında başlayan ve toplam 50 kitaba sahip olan Ümit Yaşar Oğuzcan şiir plakları, şarkı sözleri ve yergileriyle tanınıyordu. Zincirlikuyu Mezarlığı’nda yer alan mezarının üzerindeki mermerde yazan dörtlük silinmeye yüz tutmuş durumda. Şairin isminin bulunduğu mermer ise toprak ve yapraklarla örtülü olduğundan görülemiyor.

Ölümünün üzerinden 35 yıl geçen Muhsin Ertuğrul’un mezarı ise tanınmayacak halde. Ünlü sinemacı ve tiyatro yazarının mezarını bulabilmek bile neredeyse mümkün değil.

Cumhuriyet döneminin en etkili gazetecilerinden olan Falih Rıfkı’nın mezarı da diğer ünlü isimlerinki gibi bakımsız ve yapraklarla örtülü halde. Mezar taşının kime ait olduğu anlaşılmıyor.
*BAU Yeni Medya öğrencileri Damla Aydemir, Hazan Celhunz ve Hakan Güngör’ün haber blogu



istanbulhaberservisi.blogspot.com.tr *


1 öğrenci 5 fotoğraf

Birkaç nota sizi ışık hızında başka dünyalara götürür. Hele bir de enstrümanın telleri gözünüzün önünde titriyorsa, yüzlerce kişilik konserde ıssızlaşırsınız. Duygularınızın doruğunda tek başınıza kalırsınız…




“Uykusuz Her Gece” şarkısını bitirirken yükselen alkışlara Teoman ıslığı ile karşılık veriyor. Tam da o an hissettikleri nedeniyle, müzikten asla kopamıyor…










Cenk Durmazel “Kriz masasında içerken/ Richter’den konuşurken /Aşk biter/ Yenisi gelir, eskisinden beter” diyor ve kadehini “kırgın depremzedeler”e kaldırıyor.





Bir efsane haline gelen yaylı tamburun telleri titreyince salonda alkış tufanı kopuyor. Cahit Berkay seyircisini çocukça selamlıyor.
Crimson Hill grubu üyeleri bir konserde. Seslendirdikleri parçayla bütünleşiyor. Kendi müziklerini yeniden keşfe çıkıyorlar.






Alice Cooper, seyirciye aktardığı enerjisi ile onlarla çok güçlü bir bağ kuruyor. O anın getirdiği heyecan, seyircinin beden diline yansıyor.











Özlem Özçelik
ozlemozcelik2@hotmail.com

11 Kasım 2014 Salı

Yeni Sayfa takipte

Karaköy’de yürüyebilmek istiyoruz, hâlâ… 

Araçların kapattığı kaldırımlar, kaldırımın bile olmadığı caddeler, yağmur yağınca göle dönen sokaklar… Yeni Sayfa olarak Karaköy’ün “yaya” sorunu çözülene kadar bu sorunu gündemde tutmaya devam edeceğiz 

Geçtiğimiz sayıda yer verdiğimiz “Biz buradan nasıl geçeceğiz?” haberi özellikle Karaköy
bölgesinde çalışan ya da bu bölgede eğitim alan okurlarımız arasında geniş yankı buldu. BAU Galata’nın hemen yanındaki kaldırımlar geçtiğimiz hafta yeniden düzenlenip “araç trafiği”ne kapatılmış olsa da sorun çoğu bölgede devam ediyor. Yapılan yol çalışmalarına rağmen, tramvayın geçtiği ve yoğun trafiğin olduğu cadde üzerinde yayalar yürürken tehlike içindeler. Özellikle yolun iskeleye yakın tarafında tramvayın yanından geçen arabalar yayalara neredeyse temas edecek kadar yaklaşıyor. Özellikle yağmurlu günlerde bölgede yürümek tamamen imkansız bir hal alıyor.
Kaldırımların geniş bölümleri ise bir türlü otoparkçıların elinden alınmıyor. Öyle ki cadde üzerindeki Surp Krikor Lusavoric Ermeni Kilisesi’nin yanındaki geniş kaldırım bizzat İSPARK tarafından işgal edilmiş durumda. 
Konuyla ilgili görüşlerini almaya çalıştığımız, yine Karaköy’de bulunan Türkiye Mimarlar ve Mühendisler Odası Birliği yetkilileri ise, İstanbul’un 3. köprü, 3. havaalanı ve Galataport gibi daha önemli sorunları olduğunu söyleyerek konuyla ilgilenemediklerini belirtti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Beyoğlu Belediyesi’nin daha fazla kaza yaşanmadan bu soruna bir an önce bir çözüm bulmasını ümit ediyoruz. 


Haber Merkezi 
gazeteyenisayfa@gmail.com 

9 maddede Galataport’un hikâyesi

Mart 2002’de kamuoyuna duyurulan proje aradan geçen 12 yılın ardından ismi de dâhil birçok değişikliğe uğradı. İki kere ihaleye çıkan proje, en son 16 Eylül 2013’de yapılan ihale ile Doğuş Holding’in oldu. İşte Galataport’un 12 yıllık serüveni 

Fotoğraf: Ahmet Aslan


Galataport projesi, çevreye ve İstanbul’un tarihi dokusuna zarar vereceği eleştirileriyle yine gündemde. 100 bin metrekarenin üzerinde bir alanı ilgilendiren proje ile Fındıklı’dan Karaköy’e uzanan sahilin tamamen ticarileşeceği ve İstanbullular’a kapanacağı iddia ediliyor. Eleştiriler sürerken çalışmalar başladı bile. Karaköy’de son yıllarda yaşanan çevresel ve kültürel dönüşüme ek olarak çok sayıda bina restore ediliyor ya da yıkılarak yenileniyor. Bölgede ardı ardına oteller açılırken eski doku da yerini hızla yepyeni bir Karaköy resmine bırakıyor 

Kamuoyunda “Galataport” olarak bilinen Salı Pazarı Kruvaziyer Limanı Projesi nedir? 

Galataport, Karaköy Rıhtımı’ndan Mimar Sinan Üniversitesi Fındıklı Kampüsü’ne kadar uzanan 1.2 kilometrelik sahil şeridini, 112 bin 147 metrekarelik alanı kapsıyor. Bu alandaki tüm binaların turistik ve ticari amaçlarla onarılması ya da yıkılarak yeni binalara yer açılması amaçlanıyor. Sahil şeridinde yapılacak olan otel, restoran ve diğer ticari işletmeler ile bölgenin geçmişteki dokusunun tamamen değiştirilmesinin planlandığı projeyle sahil şeridinin turistik bir cazibe merkezi haline getirilmesi hedefleniyor. Proje kapsamında restore edilecek ya da yıkılarak yeniden yapılacak olan binaların işletmeleri, ticari olarak bu binaları kiralayan şirketlere tahsis edilecek. 

Proje ne zaman başlayacak? 

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun yürütmeyi durdurma kararı verdiği Galataport Projesi’nin 2015’in Şubat ayında başlayacağı açıklandı. Bilgili Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Bilgili, “Galataport Projesi için inşaat çalışmalarına 2015 Şubat ayında başlanacağını tahmin ediyorum. Bu projenin içerisinde restoranlar, oteller, şehir parkı ve yeşil alanlar olacak. Karaköy tarafındaki tarihi binaları restore edeceğiz. Diğer tarafta büyük depolar var, onlar yıkılıp yeniden yapılacak. Projenin 2.5 yılda tamamlanması öngörülüyor. Projede Doğuş Grubu ile ortaklığımız bulunuyor” diye konuştu. Bilgili ayrıca projeye karşı çıkanların günün birinde “Biz hata yaptık” diyeceklerini iddia etti. 

İlk ihale ne zaman yapıldı? İhaleyi kim kazandı? Neden iptal edildi? 

İlk ihale Eylül 2005’te Türkiye Denizcilik İşletmeleri (TDİ) tarafından yapıldı. İhaleyi Sami Ofer’in ortağı olduğu Royal Caribbean Cruises önderliğindeki konsorsiyum 3 milyar 538 milyon avroluk teklifiyle kazandı. Proje dahilindeki, Kruvaziyer yat yapımına ilişkin yapılan imar değişikliğini onayan Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kararı İstanbul Şehir Plancıları Odası tarafından mahkemeye götürüldü. Danıştay 6. Dairesi, Bakanlık’ın işleminin yürürlüğünü oybirliği ile durdurdu. Danıştay 6. Dairesi, dava konusu olan imar değişikliğinin daha önce de yine kendilerince iptal edildiğini, dolayısıyla işlemin dayanaksız olduğunu belirtti. Daire ayrıca özelleştirme bölgesindeki imar planı değişikliğini yapma yetkisinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda değil, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nda (ÖİB) olduğuna kanaat getirdi. Bunun üzerine zamanın Devlet Bakanı Abdüllatif Şener Danıştay’ın aldığı yürütmeyi durdurma kararını gerekçe göstererek ihale dosyasını ÖİB’ye gönderdi. ÖİB mevzuat gereği dosyayı tekrardan TDİ ihale komisyonuna gönderdi. Komisyon ihalenin iptal edildiğini duyurdu. Böylece ÖİB tekrardan imar planları hazırlamak için çalışmalara başladı. 

İkinci ihaleye giden süreçte neler oldu? 

ÖİB’nin hazırladığı imar planı, Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’ndan geri döndü. Aynı zamanda yaklaşan 22 Temmuz 2007 genel seçimleri yüzünden hükümet de özelleştirme ihalelerine kısa bir ara verdi. Mart 2008’e gelindiğinde Galataport bir hukuk darbesi daha yedi. 1/100.000 ölçekli İstanbul İl Çevre Düzeni Planı hakkında İstanbul 2. İdare Mahkemesi tarafından yürütmeyi durdurma kararı verildi. Bu karar, Galataport’un yapılamayacağı anlamına geliyordu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş Mart 2009’da yeni bir çevre düzeni planı hazırladı. Plan, Büyükşehir Belediye Meclisi’nden oy çokluğu ile geçti. Aralık 2010’da Kıyı Kanunu’nda çok büyük bir değişiklik oldu. Bu değişikliğin Galataport, Haliçport ve Haydarpaşaport için çıkartıldığı çok açıktı. Yapılan değişiklikle kanun maddesi şöyle oluşturuldu: “Kıyılarda, doldurma ve kurutma suretiyle elde edilen arazilerde kanun kapsamında öngörülen kullanımlara ilişkin imar planı Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nca 60 gün içinde re’sen onaylanır. Bu alanlarda 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun koruma amaçlı imar planına ilişkin hükümleri uygulanmaz.” Bu, kıyılarda yapılan dolgu alanlarında inşa edilecek yapıların otoparktan, alışveriş merkezine kadar her şeyi kapsayabileceği anlamına geliyordu. Artık yeni bir ihalenin önündeki bütün imar ve hukuk sorunları aşılmıştı. Geriye ihalenin duyurulması, yapılması ve yeni alıcısının beklenmesi kalmıştı. 

İkinci ihalenin imar planı nedir? 

Projenin merak edilen kısmı bölgede bulunan 1 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından Kentsel Sit Alanı ilan edilen, daha sonra Bakanlar Kurulu kararı ile “turizm bölgesi”ne çevrilen alanda bulunan tarihi binaların ne olacağıydı. Bu binalar arasında TDİ Genel Müdürlük binası, yolcu terminali, Çinili Han ve Paket Postanesi var. 
Proje kapsamında; 
TDİ Genel Müdürlük binası, yolcu terminali, Çinili Han ve Paket Postanesi’nde restorasyon, tadilat ve güçlendirme çalışmaları yapılacak ve bu binalar mağaza ve restorana dönüştürülecek. 
İstanbul Modern’in sergi sarayı olarak kullandığı 3 numaralı Antrepo, Kıyı Emniyet Müdürlüğü’ne ait 6 ve 7 numaralı Antrepo, yolcu salonu olarak kullanılan 1 ve 2 numaralı Antrepo, 20 numaralı Antrepo ve nargilecilerin yer aldığı bölge yıkılacak. Bunların yerine Karaköy bölgesinde toplam 40 bin, Salıpazarı civarında ise toplam 108 bin metrekarelik otel, mağaza, restoran, ofis gibi zeminüstü inşaat yapılacak. Proje tamamlandığında otellerdeki toplam oda sayısının 440 olması hedefleniyor. Ayrıca, Nusretiye Saat Kulesi çevresine 13 bin 934 metrekarelik meydan ve rekreasyon alanı yapılacak. Toplam rekreasyon ve meydan alanı ise 65 bin 732 metrekare. 
4 numaralı Antrepo’da bulunan İstanbul Modern ve 5 numaralı Antrepo’da bulunun Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, TDİ ile olan 28 yıllık kira sözleşmesi nedeniyle proje kapsamı dışında tutuldu. 

İkinci ihale ne zaman gerçekleşti? En yüksek teklifi kim verdi? 

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nca 16 Mayıs 2013’te yapılan ihaleyi 702 milyon dolarlık teklifi ile Doğuş Holding kazandı. İhalenin dikkat çeken kısmı çok kısa bir sürede neticelenmesi oldu. İlk turda kapalı zarfta teklifler verildi. En yüksek teklif 375 milyon dolar oldu. Ardından ikinci tura geçildi ve tekliflerin en yükseği 525 milyon dolar oldu. Teklifte bulunan 2 firmanın çekilmesi üzerine, kalan 3 firma açık arttırmaya kaldı. Açık arttırma 701 milyon dolardan başladı. Rakamın açıklanmasıyla birlikte ilk olarak Alsim Alarko, ardından da Gobal Yatırım-Özak GYO-Delta Proje OGG açık arttırmadan çekildi. Böylece Galataport’un 30 yıllık işletmesi için düzenlenen 30 dakikalık ihaleyi 702 milyon dolarla Doğuş Holding kazanmış oldu. dı. Doğuş Holding 702 milyon liralık teklifiyle ihaleyi kazandı. 

İki Galataport ihalesi arasındaki farklar nelerdi? 

2005 yılında yapılan ilk ihalede yap-işlet-devret modeli planlanmıştı. 2013’te ise işletme hakkı devri yöntemi kullanıldı. İlk ihalenin süresi 49 yıl iken bu süre 2013’teki ihalede 30 yıla indi. 2005’teki ihalede emsal değeri 2 iken, 2013’de bu rakam 1.5 oldu. Bu, yüzde 25 daha az kapalı alan inşaatı demek. 2005’teki ihalede ödeme, kiralama süresinin bitiminde başlayacak, 10’ar yıllık aralıkla belli oranlarda ödenecekti. 2013’teki ihalede ise toplam miktarın yüzde 20’si peşin, geri kalanı ise taksitler halinde ödenecek. 
Yapılan iki ihalenin isimleri neden farklı? 
Mehmet Ferec Balta ve Hayati Şanlı adlı iki girişimci “Galataport”un isim hakkını aldılar. İhale sürecinde isim hakkını satabileceklerini duyurdular. Bu nedenle ihale Salıpazarı Kruvaziyer Limanı Projesi adıyla yapıldı. 

İmar planına kimler, neden itiraz ediyor? 

TMMOB İstanbul Mimarlar Odası ve TMMOB İstanbul Şehir Plancıları Odası, projeye başından beri karşı çıkan sivil toplum örgütlerden en önemlileri. Proje aleyhine büyük bir kamuoyu baskısı oluşmasında iki örgüt de çok büyük rol oynadı. Mimarlar Odası ve Şehir Plancıları Odası İstanbul şubelerinin düzenledikleri etkinlikler, basına verdikleri demeçler ve en ön önemlisi Galataport projesinin iptaline dair yaptıkları mahkeme başvuruları, toplumun büyük bir kesiminden destek gördü. 
Her iki oda da iki ana eksen üzerinden itirazlarını sürdürüyor. Bunlardan ilkine göre, 2013’te Beyoğlu’nun koruma amaçlı imar planı bütüncül olmadığı ve Gala taport gibi mega projeleri içer mediği için iptal edildi. İki oda da bu karara dayanarak bölgenin plansız olduğu savunuyor. Ayrıca, itiraz eden kurumlara göre kıyılar Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yer alan hükümle herkesin eşit ve özgür olarak ortaklaşa yararlanmasına açık alanlar olarak tanımlanmış durumda. Anayasa’nın 43. Maddesi “Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevrele yen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelik kamu yararının” gözetilmesini öngörüyor. Proje kapsamında ise kamuya açık olması gerek alan, özel kullanıma açılarak yapılaşmaya maruz kalıyor. 
İkinci itiraz noktasını, bölgenin in san ve yaşam odaklı değil, sermaye odaklı dönüştüğüne dair iddialar oluşturuyor. Galataport projesinin, insan-deniz ilişkisini koparacağından korkuluyor ve sahil şeridinin soylulaştırılmasına ve sosyal dokunun rant uğruna bozulacağına işaret ediliyor. Ayrıca bölgedeki küçük esnafın da, artan kiralar karşısında bölgeyi terk etmekten başka seçe neği kalmayacağı vurgulanıyor. 


Alper Balcıoğlu
alper.balcioglu@gmail.com 



1 öğrenci 5 fotoğraf

Bazen bir fotoğraf karesi yüzlerce kelimeden daha fazlasını hissettirir. Yeni Sayfa, bundan sonraki sayılarında BAU öğrencilerinin çektiği fotoğrafları okuyucularıyla paylaşacak




Büyük usta Vedat Türkali “Bekle bizi /Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle” diyeli yıllar oldu… Ama Süleymaniye’de hala birileri, biraz yorgun, beklemekte…










Ağrı’da bir dağ köyünde düğün hazırlıkları. Çocuklar koşuşturmak için annelerinin gözlerinin içine bakıyor. İçleri kıpır kıpır, ne de olsa “dağlarına bahar gelmiş memleketlerinin...”



 



Beşiktaş’ta hayat olağan akışıyla devam ediyor. Uluslararası firmalar daha çok para, önünden geçen bir vatandaş ise “insanca yaşamak istiyor.” Olağandışılık bazen akılla değil, belki de ancak yürekle hissedilebiliyor.










 Zamanın eskittiği bir yaşlı yüzün çizgilerinde gördüklerini, sayfalarca kitap karıştırır da bulamazsın..  









 Çocukların, yetişkinlerde pek de bulunmayan bir olgunluğu var aslında… Çocuk, ne denli zor bir hayat yaşarsa yaşasın hâlâ hayatta olma olgunluğuyla gülümseyebilir hayata. Çile, “yetişkin” için kedere giden kapıları açarken, çocuk “hayat okulu”nun yeni bir sayfası gibi görür çektiği acıları. Tüm ezilmişliğine, hayata birkaç adım geride başlamışlığın aldırmadan belki…




















Ahmet Aslan
ahmet.serhad.aslan@gmail.com

6 Kasım 2014 Perşembe

Taksim'e giriş paralı

Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından açıklanan "Öncelikli Dönüşüm Programı" uyarınca büyük şehirlerde kent merkezine araç girişini ücretlendiren pilot Akıllı Ulaşım Sistemleri (AUS) uygulaması başlatılacak. Yeni metro, tren gibi raylı sistem istasyon projeleri tasarlanırken "otoparklar" zorunlu hale gelecek. Otopark ücreti ile ulaşım ücreti ilişkilendirilerek otopark toplu taşıma sistem entegrasyonu sağlanacak. Toplu taşıma sistemlerinin kent çeperindeki durak ve istasyonlarda "Park Et - Devam Et" uygulamaları yaygınlaştıracak. Başbakan Davutoğlu'nun açıklamasında Taksim adı geçmiyor. Ancak Akıllı Ulaşım Sistemleri uygulamasının Taksim ya da Ankara'da Kızılay gibi kent merkezlerini kapsaması bekleniyor. Hürriyet'ten Aysel Alp'in haberine göre, büyükşehirlerde mevcut raylı sistem hatları üzerindeki işyereri, üniversite ve okullarda semt servisi uygulaması kaldırılacak. Servis kullanan öğrenci, işçi, memurlara toplu taşıma bileti ve / veya kartları ücretsiz ya da indirimli verilecek.

Oyunların en iyisi Call of Duty

Call of Duty, şimdiye kadar yapılmış en iyi bilgisayar oyun serisi seçildi. Guiness World Records Yazı İşleri Müdürü Craig Glenday'ın açıklamasına göre, 140 ülkeden 5 binden fazla oyunsever, kitapta (Guinness World Records 2015 Gamer's Edition) yer alan 50 oyun için online oy kullandı. Call of Duty'i; Super Mario Bros., Minecraft, Grand Theft Auto, Halo, The Legend of Zelda, FIFA, Assassin's Creed, Battlefield ve The Elder Scrolls izliyor. (independent.co)

5 Kasım 2014 Çarşamba

Hocalar Şizofreni Derneği için koşacak

Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi'nin öğretim üyelerinden bir bölümü, 16 Kasım Pazar günü düzenlenecek İstanbul Avrasya Maratonu'nda Şizofreni Hastaları ve Yakınları Dayanışma Derneği'ne yardım amacıyla koşacak. Fotoğraf ve Video Bölümü Öğretim Üyesi Delizia Flaccavento, yaptığı çağrıda şöyle dedi: "16 Kasım'da (Sinema ve TV Bölümü) Ayşegül Hoca (Selenga Taşkent), ben ve birkaç arkadaş İstanbul Avrasya Maratonu'nu Şizofreni Hastaları ve Yakınları Dayanışma Derneği'ne yardım amaçlı koşacağız. Hastalar ve şizofreni hastalarının çalıştığı Türkiye'deki ilk ve tek sosyal rehabilitasyon merkezi olan Mavi At Kafe için koşarak, hastalıkla özdeşleşmiş negatif damgalamayı ortadan kaldırmayı amaçlamaktayız. 60 lira karşılığında anti-stigma tişörtlerimizden istediğiniz bedende edinebilir, maraton koşumuzu ve Mavi At Kafe'yi destekleyebilirsiniz. Elde edilen tüm gelir Mavi At Kafe'ye şizofreni hastaları yararına bağışlanacaktır." Katılım ve destek için: delizia.flac@gmail.com.

3 Kasım 2014 Pazartesi

Karaköy'de yürüme mücadelesi



Cansu UÇAR 
Narod AVCI 
Dilan MENTEŞ

İstanbul Karaköy'de uzun yıllardır süren çevre düzenleme projeleri devam ediyor. Yoğunluklu olarak iskele bölgesinde yapılan yol çalışmaları esnafa ve çevreye büyük sıkıntı yaşatırken, tarihi açıdan oldukça değerli olan bu semti karmaşık hale getiriyor.

Bu duruma ek olarak biraz daha yukarı doğru çıkıldığında daha büyük ve tehlikeli bir durum söz konusu. Yapılan yol çalışmalarına rağmen, tramvayın geçtiği ve yoğun trafiğin olduğu cadde üzerinde yayalar yürürken tehlike içindeler. Özellikle yolun iskeleye yakın tarafında, tramvayın yanından geçen otomobiller yayalara çok yakın seyrediyor. Hatta bazı bölgelerde yayaların yürüyebileceği bir kaldırım bile yok. Kaldırımların olduğu yerler ise otoparkçılar tarafından işgal edilmiş durumda.

Bir çok kazanın meydana geldiği bu yol ile ilgili çalışma ise henüz yapılmadı. Konuştuğumuz kişiler yolda yürürmekten tedirgin olduklarını, ciddi mücadele vermek zorunda kaldıklarını söylediler. Bu duruma örnek vermek gerekirse biz de röportajlarımızı yaparken bir çok tehlikeli an yaşadık.

Daha büyük problemler var...

Konuyla ilgili olarak Mimarlar Odası yetkilileri, 3. Köprü, 3. Havalimanı ve Galataport gibi projeler varken böyle sorunlarla ilgilenmeye pek vakit ayıramadıklarını belirttiler. İstanbul'un çok daha büyük sorunları olduğunu ve bunlarla başa çıkmaya çalıştıklarını söylediler. Elbette kaldırım sorununu çözmek isteeceklerini ama belediyelerin bu konularla ilgilenebileceklerini de sözlerine eklediler.

Belediye'nin daha fazla kaza yaşamadan bu soruna bir an önce çözüm bulmasını ümit ediyoruz. (salthaber)

30 Ekim 2014 Perşembe

Çayımızı eski bir zamanda yudumlarken…


Sirkeci Garı’ndaki çay ocağı, unutulmuş bir anılar külliyatı adeta. Çay ocağında bugün, garın geçmişteki hareketli ve hayat dolu havasından eser yok


 Sirkeci’de Devlet Demiryolları’na (TCDD) ait çay ocağı garın restorasyona alınmasının ardından yok olmakla karşı karşıya. Yaklaşık 15 yıldır Sirkeci Garı’nda çalışan Bülent Yıldız ve Mustafa Yıldız, “Gar restorasyona girecek. Restorasyonun ardından garda çay ocağına yer verilmeyebilir” dedi. Çay ocağı herkese açık ancak garın içinde olduğu için pek fark edilemiyor. Müdavimleri ise çoğunlukla, TCDD’den emekli olan eski gar çalışanları. Mustafa Yıldız “Eskiden yolcular treni beklerken gelir çay içerdi. Emekli olan olmayan herkes oturur sohbet ederdi. Önce Edirne treni kaldırıldı ardından Halkalı banliyösü tadilata alındı. Marmaray açıldı ancak ona gelenler işine koşturan, telaşı olan insanlar. Bu yüzden biz de eskiden bilen ve hala gelen kişilerle ayakta duruyoruz” ifadelerini kullandı. 

Haluk Çobanoğlu: Anıları ve tarihi yok ediyorlar

Sirkeci Garı çay ocağının müdavimlerinden belgesel fotoğrafçı Haluk Çobanoğlu, çay ocağıyla ilgili şunları söyledi: “Benim oradaki anılarım 70’li yıllarda başlar. Fotoğraf malzemeleri Sirkeci’de bulunduğundan bu çay ocağı da malzemeleri alıp ardından dinlendiğim bir mekan olmuştur. Garın yan tarafında ülkenin her şehrinden mallarını satmaya gelen nakliyeciler vardır ve onlar da çay ocağında dinlenir. Nakliyecileri dinlerken bir Türkiye haritası çıkartabilirsiniz. Kamuya açık halk merkezleri olması gereken yerlerin bu şekilde ticarileştirilmesine ve kazanç merkezleri haline getirilmesine çok karşıyım. Sadece bir çay ocağını değil anıları ve tarihi de yok ediyorlar” 

Damla Aydemir
dammlaa@gmail.com

Sokakta müziğin merkezi İstiklal Caddesi

İstanbul denince akla ilk gelen yerlerden biri olan İstiklal Caddesi, kentin ruhunu biçimlendiren önemli noktalardan biri. İstiklal Caddesi’nin her bir köşesini sahneye dönüştüren müzisyenlerse İstiklal’in vazgeçilmezleri

 İstanbul’da sokaklarında müziğin en yoğun olduğu merkezlerden biri burası: İstiklal Caddesi. Bağlamadan kemana, akordeondan santura, gitardan vurmalı çalgılara kadar türlü müzik enstrümanının ritmi, akıp giden kalabalığa karışıyor. Türkçe, Kürtçe, İspanyolca, İngilizce gibi birçok dilde şarkılar söyleniyor. Taksim Meydanı’ndan Tünel’e doğru inerken cadde boyunca birçok farklı tarzdan müzisyene rastlamak mümkün. Kimisi kendini “sokak müzisyeni” olarak tanımlıyor, kimisi “müzisyen, müzisyendir, sokağı salonu fark etmez” diyor.

Her telden müzik

Her yanda ayrı bir ses çalınıyor kulağınıza. Kültürden kültüre, bir duygudan ötekine geçerken buluyorsunuz kendinizi. Bazen müziğin etkisine kapılıp duraksıyorsunuz. Bir anda yanınızda 20-25 kişi oluveriyor. Bir yandan müziği dinlerken, diğer yandan müzisyenlerin enstrümanlarıyla olan dansına dalıyorsunuz. Her şey spontane, sokağın ruhuna uygun. Kemençe eşliğinde horon vururken 
bulabilirsiniz kendinizi., az ötede çekilen halayın ritmine de kapılmışken de... 

Bilet yok, konser var

Müziğin ‘pazara’ dönüştüğü çağda, müziğe bu kadar yakınken, ‘pazar’dan bir o kadar uzak olabiliyorsunuz. Müziğin değerini ‘piyasa’ belirlemiyor sokakta. Müzisyenin emeğinin karşılığı ise bir şekilde veriliyor. Herkes bütçesine göre, ‘gönlünden ne koparsa’ atıveriyor müzisyenin kesesine. Bilet alınmadan gidilemeyen konserlerden rol çalıyor sokaktaki müzisyenler. Müzik sokakta herkese eşit ve sınırsız ulaşıyor böylece.

Sokağın cefası müzisyene

Sokakta müzik yapmak dinleyici için ne kadar güzelse, müzisyen için o kadar zor olabiliyor bazen. Sokağın türlü zorlukları var. Müzisyenler en başta zabıtalardan şikayetçi. Kimisi “o sorunları da aştık” dese de, kimileri “hâlâ uğraşıyoruz” diyor. Müziğin sesi yüksek diye zabıtalar tarafından müzik yapmalarının engellenmesiyle karşılaşanlar var. 
Bazıları da hava koşullarından şikayetçi. “Kışın çok zor oluyor” diyorlar. Sokakta müziğin cefasını müzisyen çekiyor, sefasını dinleyici sürüyor.*

 *kozmoistanbul.blogspot.com

Tarihin ve edebiyatın sıradışı tanığı: GALATA


 Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin bulunduğu Galata, Türkiye’nin basın, sanat ve siyaset tarihinde çok çarpıcı olaylara ev sahipliği yapmış bir semt

 İstanbul’un tarihi semti Galata, Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım, ilk basın şehidi Hasan Fehmi, şairler Ümit Yaşar Oğuzcan, Orhan Veli, Bedri Rahmi Eyüboğlu, yazar Ziya Osman Saba gibi Türkiye’nin önemli simaları için unutulmaz bir yer olmuştu. Bu semt, basın ve edebiyat tarihinin çok kritik olaylarının tanığıydı.

İlk basın şehidini köprüde vurdular

Osmanlı’nın 31. sultanı I. Abdülmecid’in annesi Bezmiâlem Sultan tarafından 1845’te ahşap olarak yaptırılan ve günümüze dek defalarca yenilenen Galata Köprüsü’nde, Türkiye’nin ilk basın şehidi verildi. Serbesti gazetesi başyazarı Hasan Fehmi, 6 Nisan 1909’da Galata Köprüsü’nü geçerken kurşunlandı. 

Hıfzı Topuz’un “Türk Basın Tarihi” kitabında belirttiği gibi, “İttihatçılara karşı koyan Serbesti gazetesinin yazıları aydın çevrelerde geniş yankılar uyandırıyordu. İttihatçılar Hasan Fehmi’yi susturmak için önce kendisine gözdağı verdiler, fayda etmedi.” Hasan Fehmi’nin katilleri “bulunamadı.” Öldürülen bir başka gazeteci olan Ahmet Samim de, 9 Haziran 1910’da Eminönü’nde vurulmuştu.

Hapisteki Nazım’ın annesinden eylem

1949 yılında Galata Köprüsü, çok önemli bir eyleme ev sahibi olacaktı. Bir anne, oğlunun affedilmesi ve cezaevinden çıkması için köprü üzerinde eylem yaptı. O anne, Celile Hanım, oğlu da, Türkiye’nin en büyük şairlerinden Nazım Hikmet’ti! 

O dönemde Nazım 10 yılı aşkın süredir cezaevindeydi. Aydınlar bir kampanya başlatarak Nazım’ın özgürlüğüne kavuşması için mücadele ediyordu. Tevfik Çandar “Türkiye’nin Demokrasi Tarihi” kitabında eylemle ilgili şunları yazıyor: “Nazım’ın annesi de; ‘Oğlumu bağışlayın’ yazılı bir pankartla Galata Köprüsü’nde dolaşarak kampanyayı destekledi.” 
Eylem büyük ses getirdi. Ancak Nazım’ın cezaevinden çıkması 1950 yılını bulacaktı…

O şairin oğlu Galata Kulesi’nde intihar etti

Galata, 6 Haziran 1973’te bir intiharla sarsıldı. 17 yaşında bir genç, Galata Kulesi’nden atlayarak intihar etti. İntihar eden genç, Vedat Oğuzcan, kendisi de defalarca intihara teşebbüs etmiş, şair bir babanın oğluydu. Babası, Ümit Yaşar Oğuzcan’dı. Ümit Yaşar’ın, oğlunun vefatının ardından yazdığı şiir ise edebiyatımızın unutulmazları arasına girdi: 
“(…) Küçücüktü bir zaman/ Kucağıma alır ninniler söylerdim ona/ Uyu oğlum, uyu oğlum, ninni/ Bir daha uyanmamak üzere uyudu Vedat/ 6 Haziran 1973/Galata Kulesi’nden bir adam attı kendini/ Bu nankör insanlara/ Bu kalleş dünyaya inat/ Şimdi yine bir ninni söylüyorum ona/ Uyan oğlum, uyan oğlum, uyan Vedat.”

Ziya Osman Saba ve Orhan Veli’den Bedri Rahmi’ye 

Ziya Osman Saba’nın “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi” kitabında “O akşam işimden erken çıkabilmiştim. Şöyle Beyoğlu’na kadar bir uzanayım, dedim. Köprüden, saatlerdir pis hava ile dolmuş ciğerlerimin teneffüs hakkını vererek, Haliç’i ve Boğaziçi’ni selamlayarak geçtim” der. Haliç’i ve Boğaziçi’ni selamlayarak geçtiği o “köprü”, Galata Köprüsü’nden başkası değildir.
Galata Köprüsü’nde yürümeyi seven şairlerden biri de Orhan Veli’dir: “Dikilir köprü üzerine/Keyifle seyrederim hepinizi/Kiminiz kürek çeker, suya suya/ Kiminiz midye çıkarır dubalardan/ Kiminiz dümen tutar mavnalarda/ Kiminiz çimacıdır halat başında/Kiminiz kuştur, uçar, şairane (…).”


 Galata Kulesi’ne bakıp düşüncelere dalan bir şairimiz de Bedri Rahmi Eyüboğlu’ydu: “İstanbul deyince aklıma kuleler gelir/ Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır/ Ama şu Kız Kulesi’nin aklı olsa/ Galata Kulesi’ne varır/ Bir sürü çocukları olur.”






 Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’ın, 1949 yılında Bursa Cezaevi’nde yatan oğlunun serbest bırakılması için Galata’da yaptığı eylem gazetelere de yansımıştı. Büyük yankı uyandıran eylem aydınlar tarafından da desteklenmişti. O dönemde pek çok komünist gibi Nazım Hikmet de fikirlerinden dolayı hüküm giymişti. 
















Hakan Güngör
hakant.gungor@gmail.com

28 Ekim 2014 Salı

Şehirde moda haftası


Yılın belirli tarihlerinde düzenlenen Moda Haftaları’nda sıra İstanbul’daydı. Türk modasının önde gelen isimleri 2015 ilkbahar yaz koleksiyonlarını sergiledi

Özge Öz (ozgeoz92@hotmail.com)
Fotoğraf: Akın Çeliktaş
Yeni Sayfa

Düzenlenen etkinliklerin büyük bir kısmı Karaköy’de bulunan Antrepo 3’teydi. Bunların yanı sıra bazı modacılar, defileleri için kendilerine özel mekanlar tercih etti. Atölye çalışmaları, moda sohbetleri ve defile sonrası partilerin de düzenlendiği 13 - 18 Ekim tarihlerindeki moda haftasında 40 tasarımcının işi podyuma çıktı.

Hafta başlamadan ünlü Türk modellerinden Didem Soydan, instagram hesabından bir gönderi paylaştı. Modacıların yabancı modelleri tercih ettiğini ve onlara yerli modellerden daha yüksek ücretler ödediğini belirten Soydan’a bazı meslektaşlarından destek geldi.

Defile ve stüdyo sunumlarına katılan Bahçeşehir Üniversitesi öğrencileri Mercedes-Benz ana sponsorluğunda gerçekleşen etkinlik hakkındaki izlenimlerini Yeni Sayfa’yla paylaştı.


Arzu Vila: Bu sene Mercedes Benz sponsorluğunda gerçekleşen Fashion Week’in ikinci gününe stilist bir arkadaşım sayesinde gitmiş bulundum. Emre Erdemoğlu defilesini izledim. Erkek koleksiyonu oldukça başarılı olan Erdemoğlu herkesçe büyük beğeni topladı. Kullandığı düz ve klasik çizgi oldukça şıktı. Bunun yanı sıra Deniz Berdan kadın defilesi yaratıcı ve özgün bir duruş sergiliyordu. Tüketim çılgınlığına atıfta bulunan Deniz Berdan mankenlerinin yüzleri estetik operasyona girecekmiş gibi boyalıydı. Çok fazla defileyi takip edebilmiş olmasam da şunu söyleyebilirim ki modacılar tarafından büyük bir emek ve yaratıcılık gerektiren bir iş, yeni ve genç tasarımcıların kendilerini sunmalarına da olanak veren bir organizasyon. Gelen insan profili çeşitli olmakla birlikte, insanların birbirleriyle şıklık yarışında olduğunu gözlemlemek de mümkün.



Melisa Damla: İstanbul Fashion Week’in 3’üncü gününde Kith&Kin markasının backstage’inde yer alma fırsatım oldu. Bu seneki Fashion Week’te geçen sene olduğu gibi Antrepo 3 Karaköy’de yapıldı. Ünlüleri, moda bloggerlarını bir kenara bırakacak olursak gelen kişilerin çoğu üniversite öğrencisiydi. Ve hatta backstagede yer alan gençler de üniversite öğrencisiydi. Gördüğüm kadarıyla gençlerin çoğu stilleriyle ön plandaydı. Üç saat önce ben de modeller, stilist ekibi, saç-makyaj ekibi gibi backstage’de yerimi aldım. Hummalı ve bir o kadar eğlenceli bir koşuşturmaca vardı. Bu seneki defilelerde ünlü mankenleri podyumlarda göremedik. Bu farkındalığı yaratan ise Didem Soydan oldu. Tasarımcıların bu sene sponsor bulamamaları, yeteri kadar bütçeleri olmadığı için yabancı mankenlerle çalışmak istemeleri oldu. Bu da sektördeki yeni yüzlerin önünü kapatıyor. Didem Soydan’ın bu tepkisini haklı buluyorum ve destekliyorum.

Gizem Babaoğlu:  Herkesin tarzıyla fark yaratmaya çalıştığı söylenebilir. Kızlara kıyasla erkeklerin bilinen Türk erkek imajından çok uzak tarzları dikkatimi çeken şey oldu. Defilelerin düzenlendiği Antrepo 3 binasına girdiğinizde Mercedes’in yeni modeli ziyaretçileri karşılıyordu. Mekan düzeni modern tutulmuş, ancak İstanbul’da o kadar güzel tarihi mekan bulunurken ben Antrepo’nun doğru bir seçim olduğunu düşünmüyorum. Çünkü özellikle dış mekanda bloggerlarının sokak stili çekimleri için şehri yansıtan veya fotoğrafta arkaplanın düzgün gözükeceği durum söz konusu değildi. Belirli şehirlerde düzenlenen moda haftalarını çok insanın takip ettiği düşünüldüğünde bu sene defilelerde yabancı modellerin fazla kullanılmasını nornmal karşılıyorum. Türk modellerden daha yüksek ücretlere çalıştırıldıkları için tartışma konusu oldu. Bu konuda Türk modellere hak veriyorum, fakat İstanbul moda haftasının reklamını dünyaya bu şekilde daha kolay yapabilme şansı verdiğini düşünüyorum.

27 Ekim 2014 Pazartesi

"Biz buradan nasıl geçeceğiz?"

Sadece İstanbul’un değil, Türkiye’nin en işlek bölgelerinden olan Karaköy’de yayalar 60 günde bitirileceği söylenen ancak iki yıldır devam eden yol çalışmalarından mağdur

Eren Bostancı (1erenbostanci@gmail.com)
Nisa Gürbüz (nisagurbuz@hotmail.com)
Yeni Sayfa

Ekim 2012’de Karaköy Bankalar Caddesi ve civarında başlayan kaldırım çalışması aradan iki yıl geçmesine rağmen bitirilemedi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 23 Ağustos 2012’de yaptığı açıklamada; Karaköy’de bulunan Bankalar Caddesi ve bağlı yollarda, İSKİ atık su ve yağmur suyu hatlarının yenileneceği duyuruldu. Çalışmada üst yapıda engellilere uygun modern tretuvar düzenlemesi ile asfalt yenileme çalışmasının da yapılacağı belirtildi. Çalışmanın 60 gün içerisinde tamamlanacağı vurgulanmıştı ancak açıklamanın üzerinden iki yıl geçmesine rağmen çalışmalar bitmedi.

Projenin yapıldığı alanlarda çalışmanın büyük kısmının tamamlanmasına rağmen kısmi bölgelerde inşaat devam ediyor. Bu çalışmalar bölgedeki yaya trafiği için büyük engel teşkil ediyor. Ancak tek problem bu değil. Kaldırım çalışması olmayan ve yaya trafiğine açık olan kaldırımlar da belediyeye bağlı İSPARK ve değnekçiler tarafından işgal edilmiş durumda.

Bölge esnafı isyanda

Karaköy’de büfe işletmeciliği yapan Sabri S. (35), “Canımızdan bezdirdiler. İşler yüzde 70 oranında durdu. Buraya kira ödüyoruz; toz toprağın içine müşteri gelmiyor. Hem bölgeyi birinci derece turizm bölgesi ilan et, hem de bu hale getir, olacak iş mi?” diye soruyor.

Saint Benoit Fransız Lisesi ve civarındaki bölgelerde ise kaldırım yok denecek kadar az. Binlerce öğrencinin kullandığı bu alanlarda yer yer kaldırım bulunmaması kaza riskini ciddi oranda arttırıyor.
Bölgede bulunan öğrenciler de aynı dertten yakınıyor. Büyük sıkıntılar yaşadıklarını ve can güvenliklerinin bulunmadığını belirten öğrenciler belediyenin bu konuda acil bir şeyler yapması gerektiğini savunuyor.

Engelli vatandaşlar için ise durum daha vahim. Çalışma olmayan kaldırılmada bile engelliler için yapılmış bir düzenleme yokken Karaköy’ü yayalar için zorunlu bir mücadele bölgesine çevirmiş olan çalışmalar yüzünden engelli yurttaşların bölgeye girmesi neredeyse imkansız hale geliyor. Çalışmanın yapıldığı son alan ise bankalar mevkii. Bu bölgede çalışan kaldırım işçileri çalışmanın yaklaşık üç haftalık bir süreçte tamamlanacağını belirtse de ne esnaf ne de bölge sakinleri pek umutlu değil.

BAU Galata'nın atom karıncaları

Binin üzerinde öğrencinin, yüze yakın akademisyenin ve onlarca idari personelin faaliyet gösterdiği; haftanın her günü canlı kalan BAU Galata Kampüsü’nü yüksek tempoda tutanlara bu sayıda yer vermek ve emeklerinden dolayı teşekkür etmek istedik. Revirde ateşimizi ölçen, bir katın sorumluluğunu üstlenen, öğrenci kartımızı unuttuğumuzda nazımızı çeken abla ve ağabeylerimiz, bu sayıda bize kendilerini anlattı

Dilara Ekşi (dilara_2dde@hotmail.com)
Zeynep Beşerler (zeynepbeserler@gmail.com)
Gökhan Kaya (gokhan_kaya34@hotmail.com) / Yeni Sayfa


Mehmet UNVER - Güvenlik görevlisi
Muş doğumlu olan Mehmet Bey, 1998 yılında İstanbul’a geldiğinde garson olarak çalışmaya başlamış. 2005 yılından bu yana güvenlik görevlisi olarak çalışmaya başlayan Mehmet Bey, yedi yıldır BAU’da. Öğrencilerin kartlarını unutması Mehmet Bey’in en çok şikayetçi olduğu konu. Mehmet Bey’in dediğine göre öğrencilerin en çok sıraladığı bahaneler: “Çantamda bulamıyorum”, “Evde unutmuşum”, “Bu seferlik geçsem olmaz mı?” Bu bahaneleri en çok sıralayanlar ise çantalarındaki kartı bulmakta sıkıntı yaşayan kadın öğrenciler.

Selma SARI - Kat görevlileri şefi
Çorumlu olan Selma Hanım, yaşadığı köyde tarım ve hayvancılıkla ilgilenmiş. 2009 yılında İstanbul’a yerleşen Selma Hanım ilk olarak Beşiktaş Kampüsü’nde çalışmış, ardından Galata Kampüsü’ne şef olarak atanmış. İş dışındaki vakitlerinde kendisini en çok eğlendiren aktivite ise balık tutmak.

Mehmet BARIŞ - Kat görevlisi
Erzurumlu olan Mehmet Bey, 30 yıldır İstanbul’da yaşıyor. İstanbul’a gelmeden önce hayvancılıkla uğraşan Mehmet Bey, iki yıldır Galata Kampüsü’nde kat görevlisi olarak çalışıyor. Emekli olan Mehmet Bey’in yapmaktan en çok keyif aldığı aktivite ise torunuyla ilgilenmek. Ayrıca eşine yardım etmeyi ve gazete okumayı seviyor.

Can YURTTUTMAZ - Kat görevlisi
Memleketi Adana olan Can Bey doğma büyüme İstanbullu. Geçen yıldan beri Galata Kampüsün’de çalışan Can Bey tam bir futbol aşığı. Koyu Fenerbahçeli olan Can Bey okul dışında da kendini futbola adamış: Hem futbol oynamayı hem de maçları izlemeyi seviyor.

Mukadder ÇEVİK - Kat görevlisi
Mukkadder Hanım, 2011 yılının sonlarından bu yana Bahçeşehir Üniversitesi’nde çalışıyor. Yedinci katta görev yapan Mukadder Hanım’ın ikisi erkek üç çocuğu var. Doğma büyüme Emirganlı olan Mukadder Hanım 57 yaşında ve Etiler’de yaşıyor. Daha önceki işlerinde çaycılık ve aşçılık yapmış. İş dışında iki güzel hobisi var: Evinde olduğu zamanlarda genelde kitap okuyo, iş çıkışları da müzelere gitmekten hoşlanıyor. En son Deniz Gezmiş Müzesi’ne gitmiş. Muhabbeti tatlı olan Mukadder Hanım’ı dinlenme saatlerinde -2. katta bulabilirsiniz.

Nur KALEM - Kantin işletme sahibi
Almanya doğumlu olan Nur Hanım, turizm-otelcilik mezunu. 12 yıl boyunca müdür ve müdür yardımcılığı gibi pozisyonlarda çalıştıktan sonra Galata Kampüsü’ne gelen Nur Hanım, eşiyle birlikte farklı işkollarında da çalışmaya devam ediyor. Kendilerine ait 3D animasyon tasarlayan bir şirketi olduğunu belirten Nur Hanım, iş dışında oğluyla geziyor, 14 yıl boyunca profesyonel olarak oynadığı baskeybolla ilgileniyor. İnsanları gözlemlemeyi, muhabbet etmeyi, gezip dolaşmayı ve yeni yerler keşfetmeyi seviyor.

Belgüzar DOYMUŞ - Hemşire
İstanbul doğumlu olan Belgüzar Hanım’ın ilk iş deneyimi Florence Nightingale Hastanesi Yeni Doğan Bakım Ünitesi. 2013’ten beri Bahçeşehir Üniversitesi Galata Kampüsü’de çalışıyor. Hemşirelik üzerine yüksek lisans yapmak isteyen Belgüzar Hanım, tenis oynamayı ve sinemaya gitmeyi seviyor. Karaköy’de vakit geçirmekten de keyif aldığını belirtiyor.

3 Ekim 2014 Cuma

Bayramınız kutlu olsun

Mutlu, 
iyi 
ve 
barış 
dolu 
haberlerle 
nice 
bayramlar
dileriz

Arşiv