Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Kasım 2014 Salı

Bir hoca/Bir öğrenci


Türkiye’de yayınlanmış olan en iyi albümler

Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi albümlerinin hangileri olduğunu Yeni Medya Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Volkan Aytar ve öğrencisi Mehmet Emre Acar’a sorduk. İşte her iki isimden aldığımız yanıtlar

Bundan böyle sayfalarımızda, farklı fakültelerden bir öğretim elemanı ile bir öğrencinin çeşitli konulardaki seçkilerini sunacağız. Bu bölüme İletişim Fakültesi Yeni Medya Bölümü’nden bir hoca ve bir öğrenciyle başlıyoruz. İlk sorumuz ise müziğe dair...



Yeni Medya Öğretim Görevlisi 
Volkan Aytar

Orhan Gencebay - Batsın Bu Dünya (1973)
Efsaneleşen şarkıların bulunduğu albüm 1973 yılında çıkmıştı. Aytar, albümü “klasik ve özgün” olarak tanımlıyor. Albümün onun için önemini şöyle açıklıyor: “Türkiye müziğine arabesk kavramını sokmuş bir albüm bu. Türkiye ve dünyaya yönelik hem duygusal, hem de toplumsal mesajlar veriyor.” 


Bülent Ortaçgil - Benimle Oynar mısın? (1974)

Bülent Ortaçgil’in 1974’te çıkan ilk stüdyo albümü... Aytar da albümün Türkiye’de önemli bir yeri olduğuna inandığına değiniyor ve albüm için “romantik” ifadesini kullanıyor. Birçok müzik yazarının gelmiş geçmiş en iyi Türkçe pop albümü olarak tanımladığı albümde farklı nesillerin sevdiği şarkılar yer alıyor.


Nazan Öncel - Göç (1995) 

Nazan Öncel’in dördüncü stüdyo albümü olan Göç, akustik bir folk-rock albümü. Bütün şarkıların söz ve müziği Nazan Öncel’e ait. Aytar, albümün duygusal, hüzünlü olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Bu albüm insanı müzikal olarak doyuruyor.”

Duman - Eski Köprünün Altında (1999)

Eski Köprünün Altında, Duman’ın 1999 yılında çıkan ilk stüdyo albümü. Albümün Türkiye rock tarihinde önemli bir yeri olduğunu düşünen Aytar, şarkıların İstanbul’da yaşayan insanlar için çok değerli olduğunu belirtiyor.

Replikas - Köle Doyuran (2000)

Replikas grubunun ilk albümü “Köle Doyuran” 2000 yılında yayınlanmıştı. Rock müziğini yerel öğelerle harmanlayan grubun albümü Türkiye’de müzikseverlere yeni bir soluk getirmişti. Aytar albüm için “Çığır açmış bir albüm, Türkiye’de daha önce yapılmamış bir müzik ve çok kaliteli” diyor.


Yeni Medya Öğrencisi 
Mehmet Emre Acar

Teoman - Onyedi (2000), Gönülçelen (2001) ve İnsanlık Halleri

Acar, popüler müziğin en önemli isimlerindenTeoman’ın neredeyse bütün şarkılarını sevdiğini söylüyor ve “Genel olarak melankoliyi seven bir insanım, sanıyorum sebebi bu” diyor.


Şebnem Ferah - Perdeler (2001)
Perdeler, Şebnem Ferah’ın çıkarttığı üçüncü albümdü. Acar’a göre, Şebnem Ferah’ın protest bir sesi var. Kendi ifadesiyle bu ses ona, “tüm duygulara göğüs germe gücü veriyor.”


Hayko Cepkin - Sakin Olmam Lazım (2005)

Hayko Cepkin’in bu ilk albümündeki tüm şarkılar evindeki stüdyosunda kaydedilmişti. Acar, albümün çıktığı dönemde lisede olduğunu söylüyor ve o dönem bu albümün diğer müziklere göre daha farklı duygular hissettirdiğini belirtiyor. 

Duman - Duman I ve Duman II (2009)

Duman grubunun çift CD olarak hazırladığı albümün piyasaya çıktığı günlerde aşk acısı çekiyor olduğunu söyleyen Acar, “Albüm o dönem tüm yaşadıklarımın tadı tuzu olmuştu” diyor.

Cem Karaca – Tamirci Çırağı (1975)

Cem Karaca’nın müziklerini “bizden” olarak tanımlayan Acar’ın favori albümü 1975’te çıkan, Tamirci Çırağı ve Neredesin şarkılarının yer aldığı 45’lik. Acar, bu şarkıların bir yanıyla duygusal, diğer yanıyla da toplumsal gerçekçi olduğu fikrinde.


Mete Aker
meteaker@hotmail.com

30 Ekim 2014 Perşembe

Sokakta müziğin merkezi İstiklal Caddesi

İstanbul denince akla ilk gelen yerlerden biri olan İstiklal Caddesi, kentin ruhunu biçimlendiren önemli noktalardan biri. İstiklal Caddesi’nin her bir köşesini sahneye dönüştüren müzisyenlerse İstiklal’in vazgeçilmezleri

 İstanbul’da sokaklarında müziğin en yoğun olduğu merkezlerden biri burası: İstiklal Caddesi. Bağlamadan kemana, akordeondan santura, gitardan vurmalı çalgılara kadar türlü müzik enstrümanının ritmi, akıp giden kalabalığa karışıyor. Türkçe, Kürtçe, İspanyolca, İngilizce gibi birçok dilde şarkılar söyleniyor. Taksim Meydanı’ndan Tünel’e doğru inerken cadde boyunca birçok farklı tarzdan müzisyene rastlamak mümkün. Kimisi kendini “sokak müzisyeni” olarak tanımlıyor, kimisi “müzisyen, müzisyendir, sokağı salonu fark etmez” diyor.

Her telden müzik

Her yanda ayrı bir ses çalınıyor kulağınıza. Kültürden kültüre, bir duygudan ötekine geçerken buluyorsunuz kendinizi. Bazen müziğin etkisine kapılıp duraksıyorsunuz. Bir anda yanınızda 20-25 kişi oluveriyor. Bir yandan müziği dinlerken, diğer yandan müzisyenlerin enstrümanlarıyla olan dansına dalıyorsunuz. Her şey spontane, sokağın ruhuna uygun. Kemençe eşliğinde horon vururken 
bulabilirsiniz kendinizi., az ötede çekilen halayın ritmine de kapılmışken de... 

Bilet yok, konser var

Müziğin ‘pazara’ dönüştüğü çağda, müziğe bu kadar yakınken, ‘pazar’dan bir o kadar uzak olabiliyorsunuz. Müziğin değerini ‘piyasa’ belirlemiyor sokakta. Müzisyenin emeğinin karşılığı ise bir şekilde veriliyor. Herkes bütçesine göre, ‘gönlünden ne koparsa’ atıveriyor müzisyenin kesesine. Bilet alınmadan gidilemeyen konserlerden rol çalıyor sokaktaki müzisyenler. Müzik sokakta herkese eşit ve sınırsız ulaşıyor böylece.

Sokağın cefası müzisyene

Sokakta müzik yapmak dinleyici için ne kadar güzelse, müzisyen için o kadar zor olabiliyor bazen. Sokağın türlü zorlukları var. Müzisyenler en başta zabıtalardan şikayetçi. Kimisi “o sorunları da aştık” dese de, kimileri “hâlâ uğraşıyoruz” diyor. Müziğin sesi yüksek diye zabıtalar tarafından müzik yapmalarının engellenmesiyle karşılaşanlar var. 
Bazıları da hava koşullarından şikayetçi. “Kışın çok zor oluyor” diyorlar. Sokakta müziğin cefasını müzisyen çekiyor, sefasını dinleyici sürüyor.*

 *kozmoistanbul.blogspot.com

Arşiv