Kültür-Sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kültür-Sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2015 Perşembe

Kaya Hoca SİYAD yönetiminde

Sinema Yazarları Derneği SİYAD'ın Olağanüstü Genel Kurulu'nda yeni Yönetim Kurulu belirlendi. Yeni Yönetim Kurulu; Tül Akbal Süalp, Cüneyt Cebenoyan, Yusuf Güven, Kaya Özkaracalar ve Yeşim Tabak'tan oluştu. Yönetim Kurulu ilk toplantısında oy birliği ile Tül Akbal Süalp'i başkan seçti. Cüneyt Cebenoyan Başkan Yardımcısı, Kaya Özkaracalar Sekreter, Yusuf Güven Sayman oldu. Yeşim Tabak, basınla ilişkiler sorumluluğunu üstlendi. Yedek üyeler ise şunlar: Okan Arpaç, Senem Erdine, Ayla Kanbur, Gözde Onaran, Ceylan Özçelik. SİYAD'ın son Genel Kurulu'nda seçilen Yönetim Kurulu'nun Başkanı Alin Taşçıyan, geçen yıl festival komitesinde yer aldığı 51. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde yaşanan sansür skandalının ardından yönetimden istifa etmişti. (siyad.org) (fotoğraf, sadibey.com'dan alınmıştır)

5 Mart 2015 Perşembe

Yeni Medya "Sinema Günleri" başlıyor

Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya Bölümü, gelecek hafta itibarıyla bir gazeteciyi konu alan ya da ana kahramanı gazeteci olan filmlerin gösterimine "Sinema Günleri" adıyla başlayacak. İki haftada bir Perşembe akşamları yapılacak gösterimlerin ilki 12 Mart saat 18.30'da Missing (Kayıp) filmi olacak. Gösterim için, öğrenciler altıncı kata misafir olacak. Costa-Gavras'ın yönettiği, başrollerinde Jack Lemmon ve Sissy Spacek'in oynadığı film, 1973 yılında Şili darbesi sırasında kaybolan Amerikalı gazeteci Charles Holman'ın gerçek hikayesinden uyarlama. Film, Cannes Festivali'nde Altın Palmiye kazanmıştı. Filmlerin gösterimi, Doç. Dr. Mehmet Sağnak'ın Broadcasting and New Media dersi kapsamında yapılacak, ancak tüm BAU öğrencilerine açık olacak.

4 Mart 2015 Çarşamba

Pikolo 2 - Bir yaş daha büyümek

Fındık hasadında çocuk işçiliğini kaldırmak için 2014 hasat mevsiminde yapılan çalışmaları belgeleyen Pikolo 2 - Bir yaş daha büyümek belgeselinin galası 5 Mart Perşembe günü saat 20.00'de Ortaköy Feriye Sineması'nda yapılacak. Yönetmenliğini Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölümü Öğretim Görevlisi Deniz Gürgen'in yaptığı belgesel, 2013 hasat mevsiminde çekilen Pikolo - Daha iyi bir gelecek belgeseline devam niteliği taşıyor. Belgeselin görüntü yönetmenliğini Vincent Rozenberg yaptı.

13 Şubat 2015 Cuma

SİYAD Onur ve Emek Ödülleri belli oldu

47. Sinema Yazarları Derneği SİYAD Ödülleri'nde takdim edilecek Onur ve Emek Ödülleri'nin kimlere verileceği belli oldu. Onur Ödülleri'ni; yönetmen ve senarist Yavuz Turgul, oyuncu Genco Erkal, Nebahat Çehre ve müzisyen Atilla Özdemiroğlu alacak. Onur Ödülü ise festival yöneticiliği ve yerli yapımlara verdiği desteklerle tanınan İrfan Demirkol'a verilecek. SİYAD Ödülleri adayları 23 Şubat'ta açıklanacak. Ödül töreni 11 Mart'ta Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda yapılacak. Yerli yapımlar kategorisinde; en iyi film, yönetim, senaryo, müzik, görüntü yönetimi, sanat yönetimi, kurgu dalları, kadın oyuncu performansı, yardımcı kadın oyuncu performansı, erkek oyuncu performansı, yardımcı erkek oyuncu performansı ile toplam 11 dalda ödül sunulacak.

30 Ocak 2015 Cuma

Hayat Meyal 31 Ocak'ta Küçük Bronx Stage'de

Bahçeşehir Üniversitesi öğrencisi Murat Alsancak'ın bas gitaristliğini yaptığı Hayat Meyal grubu 31 Ocak Cumartesi akşamı konser verecek. Konser, Beyoğlu'ndaki Yeşilçam Sokak'ta bulunan Küçük Bronx Stage'de. Saat 21.30'da başlayacak konsere giriş ücretsiz. Uğur Yılmaz, Burak Ergen, Ümit Eren Oğuz ve Murat Alsancak'tan oluşan, 2009 yılında kurulan grup, ilk albümünü Etnika Müzik etiketiyle geçen yıl Mayıs ayında çıkarmıştı. Kendi besteleri ve cover şarkıları ile tanınan grup, alınan bilgiye göre, yeni albüm hazırlıklarını sürdürüyor.

27 Kasım 2014 Perşembe

Ünlü ressamın eserleri BAU’da

Kirschner’in “Reflections” isimli sergisi Bahçeşehir İletişim’in 4. katındaki BAU Art Galeri’de sanatseverlerle buluştu

Akademisyen Jochen Proehl’in “Çalışmalarında, anıların ve görme deneyiminin yardımıyla öyküleri, sırları ve izlenimleri geri çağırarak izleyicinin ağ tabakasının arkasında imge üretmek üzere hafızayı kullanan görseller üretiyor” dediği Kirschner’in sergisi 5 Ocak 2015’e kadar ziyaret edilebilecek.

Sanatseverler, sergi sayesinde sanatçının “Signs of Life”, “Grounded in the Air”, “Contact” gibi ünlü resimlerini görebilecek. Stuttgart Devlet Güzel Sanatlar Akademisi mezunu olan Kirschner, halen Berlin’de yaşıyor.



Haber Merkezi 
gazeteyenisayfa@gmail.com

26 Kasım 2014 Çarşamba

Bu bienal kartpostal attıracak

İstanbul Tasarım Bienali kapsamında unutulmaya yüz tutan kartpostallar tekrar hayatımıza girecek. Bienal’in teması ise, “Gelecek artık eskisi gibi değil” olarak belirlendi 

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 2. İstanbul Tasarım Bienali, 1 Kasım’da kapılarını sanatseverlere açtı. Bienal’de bu yıl, “Gelecek artık eskisi gibi değil” başlığı altında, “Şu anda gelecek nedir?” sorusunun yanıtı aranacak. 
Bienal kapsamında sosyal medya ve özellikle Facebook’a karşı eleştiriler getiriliyor. Sosyal medyanın bireyi duygusuzlaştırdığı ve samimiyetini fakirleştirdiği konseptli kartpostallar tasarlandı. Bu kartpostallar Bienal boyunca sanatseverlere ücretsiz olarak dağıtılacak. Dağıtılan kartpostalların sanatseverler tarafından postalanması konusunda da yardımcı olunuyor. Bienal alanında bulunan posta kutusuna sanatseverlerin attığı kartpostallar, belirtilen adreslere gönderiliyor. Bununla insanların sosyal medya öncesi samimiyetinin tekrar kurulması hedefleniyor. Kartpostallarda dünyaca ünlü fotoğrafçıların fotoğrafları da yer alıyor.

“Ek-Biç Bahçesi” kuruldu

Bienal kapsamında faaliyete geçen ve katılımcılara kendi sebze ve meyvelerini üretmeleri için olanak sağlayan “Ek Biç Bahçesi”nin, Bienal’in ardından da süreceği açıklandı. Taksim, Gümüşsuyu Caddesi üzerindeki bir binanın bu proje için hazırlanmakta olduğu açıklandı. 5 katlı binanın her katında ayrı bir bitki yetiştirilecek. Bir katında da bu bitkilerden yemekler yapılacak. Ucuz ve organik bitkiler yetiştirme yöntemlerinin de öğretileceği proje kapsamında, katılımcılara evlerinde ve balkonlarında bitki yetiştirme metotları öğretilecek. 
Bienal’de akademi programı, atölye çalışmaları, tasarım yürüyüşleri, yaratıcı film kuşağı, seminer ve paneller gibi etkinlikler de gerçekleştirilecek.




Faruk Aydıner
sailor-universe-heart@outlook.com

25 Kasım 2014 Salı

“Şehir”, otokontrolle ikna yolu arasında bir yerde!

Son yıllarda özelleştirme ve sansür tartışmalarıyla gündemden düşmeyen Şehir Tiyatroları yeni sezona yeni yönetimle başladı. Repertuar da yeni yönetimle birlikte değişikliğe uğradı

Perdelerini 8 Ekim’de açan Şehir Tiyatroları, 17 Kasım’da Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda yapılan özel bir geceyle de 100. yaşını kutladı. “Yeni Türkiye’ye Yeni Tiyatro” diyerek yola çıktıklarını belirten yeni Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu 2 ay önce koltuğu istifa eden Hilmi Zafer Şahin’den devralmıştı.Verdiği demeçlerde baskılara karşı duracağını hatta baskı girişimlerini ikna yoluyla delip geçeceğini belirten Yazıcıoğlu, aynı zamanda sanatçılara otokontrolü öğreteceğini de iddia etti. Ancak özellikle otokontrol vurgusu ve değişmeyen yönetmelik, kafalarda Şehir Tiyatroları’nın yeni dönemine dair bazı kuşkular uyandırmıştı.

1 Ekim 2014 günü açıklanan sezon programında 16 oyunun repertuardan kaldırılmış olması kuşkuları güçlendirirken, Zengin Mutfağı gibi geçen sezonun tartışmalı siyasi oyunlarından birinin devam etmesi de umut verici bulundu. İşte repertuardan çıkarılan ya da ilk kez seyirci karşısına çıkacak oyunlar:

Repertuardan çıkarılanlar:

Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Lysistrata, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Kösem Sultan, Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye, Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi, Ben Sinema Artisti Olmak İstiyorum, Toros Canavarı, Kes ve Kaç, Yuvaya Dönmek, Perşembenin Hanımları, Yüzleşme, Dar Ayakkabıyla Yaşamak, İsimsiz, Buluşma Yeri, Büyünün Gözleri.

Yeni oyunlar:

Çürük Temel (Engin Alkan), Lillian (Orhan Alkaya), Kerbela (Ayşe Emel Mestçi), Cibali Karakolu (Nedret Denizhan), On iki Öfkeli Adam (Arif Akkaya).



Can Aydoğan 
aydogan.can95@gmail.com

Bir hoca/Bir öğrenci:

Türkiye’de yayınlanmış olan en iyi romanlar

“Türkiye’de yayınlanmış olan en iyi romanlar sizce hangileridir?” sorusunu İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kaya Akyıldız’a ve öğrencisi Buket Onaran’a sorduk. İşte iki ismin yanıtları

Farklı fakültelerden bir öğretim elemanı ve öğrencisine çeşitli konularda “Türkiye’nin enleri”ni soruyoruz. Bu haftaki konumuz, en iyi romanlar.

Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kaya Akyıldız

Murat Uyurkulak - Tol

Murat Uyurkulak’ın Tol romanında “yetenek gösterme gayreti olmadığını” belirten Akyıldız, “Yazar sanki yazı yazmamış, kusuyor gibi. Dağlanmış ve bize bir şeyler anlatıyor” diyor. Yazarın okuyucuya kaybeden bir karakteri anlattığını hatırlatıyor ve ekliyor: “Yazar, tasvir ettiği dünyanın ne kadar felaket ve kötü olduğunu anlatıyor. Aslında bu dünya içinde yaşadığımız toplum ve dünya. Bunu göstermesi benim açımdan çok önemli. Bu kitapta bir öfke var ama bir süre sonra bu öfkesini de sürdüremiyor gibi. Zaten kaybettiğini bildiği için anlatmaya başlıyor.”

Haydar Karataş - Gece Kelebeği

“Bu kitabı her okuduğumda yazarın yarattığı dünya, beni kendisine çağırıyor” diyen Akyıldız, yazarın bahsettiği dünyayı nükleer savaş sonrasına benzetiyor; her şeyin yok olması, insanların açlık ve yokluk çekmesi... Akyıldız, “Herkes aslında durumun ne kadar kötü olduğunu anlatabilir. Haydar Karataş bu durumu, bu dünyayı bana hissettiriyor. Yazarın kullandığı dil bunu sağlıyor” diyor. Dersim olaylarının trajedisine dikkat çeken Akyıldız, romanın güçlü olmasının bu acılara ayna tutmasından kaynaklandığını belirtiyor ve “Nasıl insanlar olduklarını anlatıyor ve öyle anlatıyor ki bildiğimiz tarihsel hakikatin ötesine geçiyor. Romanın dili de müthiş” diye konuşuyor.

Sevgi Soysal - Yenişehir’de Bir Öğle Vakti

Akyıldız, Yenişehir’de Bir Öğle Vakti’nde belki de ilk defa kadınların konuşturulduğunu gördüğümüzü söylüyor: “Daha önce başkalarının konuşturmayı başaramadığı biçimde bir konuşturma bu. Bu bakımdan önemli bir roman. Bambaşka bir dünyaya giriyorsunuz. Yazar bunu başarmış.”

Bilge Karasu - Gece

Romanın akla genellikle 12 Eylül sonrası Türkiye’yi getirdiğini belirten Akyıldız, “İnsanların neler yaşamış olduğunu gösteriyor bu roman. Okuyanı bu dünyanın içine sokuyor. Kapalı bir metin olmayı başardığı için anlam yüklemeye uygun bir roman” ifadelerini kullanıyor. Akyıldız, “Bilge Karasu’nun anlatımı kişiye daha fazla bağlantı ve ilinti kurma fırsatı tanıyor. Buna çok elverişli bir metin” diyor.

Ahmet Hamdi Tanpınar - Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Akyıldız, böyle bir listeye Ahmet Hamdi Tanpınar’ın mutlaka girmesi gerektiğini düşünüyor. Türkiye’nin bitmeyen gerilimlerinin sürekli romanlarda karşımıza çıktığını ve aslında klişe bir anlatımla çıktığını belirtiyor. “Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde bu gerilimler basit bir ‘ikili karşıtlık’ olarak işlenmiyor, düşünülmüyor. İkili düşünüşün ötesinde bir yazı var” diyen Akyıldız, romanın bedenlerle de alakalı olduğunu ekliyor. Akyıldız, Tanpınar’ın Sigmund Freud’dan etkilendiğini düşünüyor: “Bir toplum nasıl akıl sağlığı tehlikeye girmiş bir toplum haline gelir? Modernlikle karşılaşıldığında ne olur? gibi sorular üzerinde düşünmeye çalışıyor roman.”

Sosyoloji Öğrencisi Buket Onaran

Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna

“Kürk Mantolu Madonna”da yazarın objektif bir yaklaşımı olduğunu belirten Onaran: “Bu objektif yaklaşımlar sebebiyle romanı başarılı buluyorum. Dönemin toplumsal özelliklerini birebir yansıtıyor, bu da romanı başarılı kılıyor” diyor.

Nazan Bekiroğlu - Nar Ağacı

Onaran, romanın Balkan Savaşı döneminde başlayıp 1. Dünya Savaşı’na kadar devam eden bir öyküyü anlattığını hatırlatıyor. Hem tarihsel olması, hem de aşkı tüm ayrıntılarıyla işlemesi sebebiyle başarılı bulduğunu belirtiyor ve “Roman farklı inançlara da yer veriyor” diyor.

Recaizade M. Ekrem - Araba Sevdası

Onaran, Recaizade Mahmud Ekrem’in Araba Sevdası kitabını II. Abdülhamid dönemindeki toplumsal ve sosyal özellikleri anlatıp eleştirel bir bakış açısıyla yansıttığı için başarılı bulduğunu söylüyor.

Mehmet Rauf - Eylül

Türk edebiyatının ilk psikolojik romanı olan Eylül için Onaran, “Kadın ve erkeğin toplumsal rollerini anlatan bir kitap” diyor. İlk psikolojik roman olması sebebiyle önemli bulduğunu belirtiyor.

Orhan Pamuk - Cevdet Bey ve Oğulları

Onaran, Pamuk’un ilk romanı olan Cevdet Bey ve Oğulları için üç kuşağın bir arada anlatıldığına değiniyor. Onaran, “Türkiye toplumunun batılılaşma ile karşı karşıya kaldığındaki durumunu panoramik bir biçimde anlatıyor. Bu sebeple benim için önemli” diyor.




Mete Aker 
meteaker@hotmail.com

18 Kasım 2014 Salı

Ödüllü hocamızın konseri



BAU İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü asistanı Nil İpek Hülagü, 15 Kasım Cumartesi akşamı Kamayor Sanat Atölyesi’nde sahne aldı. Yaklaşık iki yıldır ‘Nilipek.’ adıyla kendi bestelerini seslendiren hocamız, her ay farklı mekanlarda konser veriyor. Daha önce de farklı projelerde bas gitar çalmış ve vokal yapmış olan Nilipek., artık tamamen kendi şarkılarına odaklanmış ve hatta albüm hazırlıklarına başlamış. Kendisi aynı zamanda geçen sene Sercan Atlı ile birlikte Bahçeşehir Üniversitesi stüdyolarında da kayıt yapmış ve bu kayıt Audio Engineering Society’nin düzenlediği Kayıt Yarışması’nda üçüncülük almıştı.

Duvarları olmayan sanat: Sokak

Özlem ÖZÇELİK
ozlemozcelik2@hotmail.com
bauYeni Sayfa, sanatın sokağa taşınmasının anlamını, Beşiktaş Uluslararası Fotoğraf Festivali nedeniyle düzenlenen sergiyi gezen fotoğrafseverlere ve Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim görevlisi, belgesel ve haber fotografçısı Haluk Çobanoğlu, fotoğraf sanatçıları ve fotoğrafseverlere sordu. Çobanoğlu, "Edebiyatta şiirin nasıl bir alternatifi yoksa, sanatta da sergileme açısından açık alanın bir alternatifi yok" dedi.
 
Haluk Çobanoğlu
"Bu sergide sergilenen fotoğraflardan daha önemli olan şey, sergi alanlarının sergilendiği yer ve yüz ölçümü itibariyle şehir algısını değiştirmekteki katkısıdır. Yani belediyelerin kendi yaptığı sosyal sorumluluk projeleri dışında, sanatın bu tarafını ihmal etmemesi ve bunları görünür hale getirmesi gerekiyor. Bence bu açık alan hem bir buluşma hem bir geçiş alanı olması itibariyle çok önemli bir değer kattı. Diğer yandan, gelen fotoğrafçılar çok değerli fotoğrafçılar. Önemli imzalar var burada. Bunların da yeni nesille ya da onlardan hiç haberdar olmayan, geçen yolcularla buluşması müthiş bir şey. Mesela 2005 yılında İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK) İstanbul Bienali yapmıştı. Ben de o serginin düzenleyicilerinden biriydim. İsmi Hayali Şehir'di ve bana bir alan vermişlerdi. Şehir hatları vapurunda bir buçuk ay gitti sergi devam etti. Düşünsenize bir buçuk milyon insanın gördüğü bir şey bu. Hatta insanlar fotoğrafların bazılarını aşırıp evlerine götürmüştü. Bu sanatçının birebir temasa geçtiğini gösteriyor. Edebiyatta şiirin nasıl bir alternatifi yoksa, sanatta da, sergileme açısından, açık alanın bir alternatifi yok."

Elif Kalkan (Berliner videosunun sahibi)
"Özellikle Beşiktaş gibi insan trafiğinin yoğun olduğu bir yerde yapılıyor olması işlerimizin daha fazla izleyiciye ulaşmasını mümkün kılıyor. Ayrıca galerilere gidemeyen, bu tarz işleri ziyaret etmeye vakti ya da haberi olmayan insanların da ayağına kadar gelmiş oluyor." 

Elif Kartal (İletişim Fakültesi Öğrencisi)
"Sanat eserinin müzede sergilenmesi algısı, sanatın özgürlüğünü kısıtlıyor. Sanatın sokakta, hayatın içinde olması, sanatın amacına ve tanımına uygun. Sergi bence durumu bir adım ileri taşımış."

Dilek Taşçı (Fotoğrafsever):
"Evden gezmek için çıktım, geçerken sergiyi gördüm. Çok ilgimi çekti bakmak istedim. Serginin sokakta olması, benim gibi farklı bir yere giden ama durup inceleyen çok insan olmuştur diye düşünüyorum."
Anna B. (Fotoğrafsever)
"Arkadaşımla sergiyi otobüste giderken gördük, geldik. Yani sadece denk geldik ve sergiyi gezmek istedik."
Janet K. (Fotoğrafsever)
“Galerilerde yapılan sergiler ilgi çekici olabiliyor. Tabii bu galeriye göre değişiyor ama etkinliğin sokakta oluşu, sanatı sergilemenin gerçekten en etkili yöntemi."

Köprü kuran bir festival

Zeynep Başak TATAR
z.basak.tatar@gmail.com 
Barbaros Meydanı’nda 19 Ekim’de başlayan Beşiktaş Uluslararası Fotoğraf Festivali süresince fotoğrafçı sanatçıları, "Şehirler ve Hikayeler" başlığı altında şehirlerin ve insanların hikayelerini, kentin ve kentlinin durumunu öyküleştirdi. Doğuyla batı, klasikle modern, ustayla öğrenci arasında bir köprü inşa etmeyi amaçlayan festivalde aralarında Ozan Sağdıç, Yusuf Darıyerli, Kerem Yücel, Murat Germen, Gökşin Varan'ın da bulunduğu 25 fotoğraf sanatçısının fotoğrafları sergilendi. Ara Güler’in Onur Kurulu'nda yer aldığı Foto İstanbul’un sanat yönetmenliğini Gültekin Çizgen, küratörlüğünü Atilla Durak, Hüseyin Yılmaz ve Jason Eskanazi üstlendi. Festival kapsamında fotoğraflar yüzyıllık, terkedilmiş bir yetimhanede, taşınabilir konteynerlerde ve sokaklarda sergilendi. Fotoİstanbul 50’den fazla sergi, 80 slideshow, 6 workshopla fotoğrafseverlerin karşısına çıktı. Fotoğrafçı ve fotoğrafseverlerin buluştuğu açık hava sergisi 14 Kasım tarihinde sona erdi.

16 Kasım 2014 Pazar

26. İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali

Türkiye'de gerçekleştirilen uluslararası kısa film festivalleri arasında, en uzun ömürlüsü olan İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali'nin 26'ncısı 20-27 Kasım tarihlerinde yapılacak. Festivalin, "Sinema sanatı kapsamında kısa zamanda çok şey anlatma temeline dayanan ve yönetmenlerin yeteneklerini en özgün biçimde yansıtmalarına olarak tanıyan 'kısa film'i desteklemek, ulusal ve uluslararası alanda genç yönetmenlerin seslerini duyurmalarına ortam hazırlamak" amacıyla düzenlendiği belirtiliyor. Ulusal bölümde; kurmaca, belgesel, canlandırma ve deneysel filmlerin ayrı ayrı değerlendirileceği bir yarışma da yapılacak. Kazananlara "Festival Onur Plaketi" verilecek. Festivale, 237'si Türkiye'den olmak üzere toplam 976 film başvurdu. Festivalin açılış töreni 19 Kasım saat 19.30'da İtalyan Kültür Merkezi'nde yapılacak. Filmler, belirlenen program çerçevesinde İtalyan Kültür Merkezi ve Fransız Kültür Merkezi'nde ücretsiz gösterilecek. (istanbulfilm.wix.com)

11 Kasım 2014 Salı

Ve öğrenciler İstanbul’u yarattı



İstanbul’la ilgili akılda kalan sorunlar ve duygular öğrencilerin ellerinde sanata dönüştü



İstanbul Tasarım Bienali’nin ikincisinde BAU İletişim öğrencilerinin çalışmaları da sergilendi. Antrepo 7’de sergilenen çalışmaları üreten İletişim Tasarımı Bölümü öğrencileri bütün bir yıl boyunca temel tasarım prensipleri çerçevesinde İstanbul’u incelediler. Proje çerçevesinde şehir; toplumsal, bireysel, ideolojik, sanatsal, sanal, ruhsal ve ütopik bir mekan olarak incelendi. Bu yolla öğrenciler farklı görsel algılarını paylaşarak kendi oluşturdukları manifestolar üzerinden şehrin geleceğine dair uyarılarda bulundular. Gündelik problemlerin vurgulandığı, duygusal, politik ve kişisel çarpışmaların yaşandığı şehrin saklı yönleriyle ilgili de farkındalık yaratmayı amaçladılar. Projenin kavramsallığı üzerinde çalışırken kendi deneyim ve gözlemlerinden faydalanan öğrenciler belirlenen ortamda, şehri üç boyutlu bir nesne olarak kendi belleklerinden yeniden tasarladılar. Birçok farklı malzemenin kullanıldığı çalışmalarda şehrin deneyimini sorgulayan farklı manifestolar üç boyutlu tasarım nesnelerine dönüştü. Bienal’e Batuhan İns “Yenikapı Tümörü”, Dilge Özdemir “Beklenmedik İstanbul”, Elifnaz Başarır “İstabul’da Taciz Son Moda”, Özgür Güner “Limbo”, Serkan Dolan “Alışveriş Kapanı”, Habiba Ansarı “Dil Bariyeri”, Cansın Konca “Kullan At İstanbul” adlı eserleriyle katıldı. 1 Kasım’da başlayan 2. Tasarım Bienali 14 Aralığa kadar sürecek.


Haber Merkezi
gazeteyenisayfa@gmail.com

“Onlar tangonun düşmanıdır, sevgilim”

Adana’da bu yıl üçüncüsü düzenlenen Uluslararası Tango Festivali’nin, Uslu Adana Platformu tarafından “zina festivali” olarak ilan edilmesi sosyal medyada büyük yankı uyandırdı. İşçi sınıfının dünyaya armağanı ve direnişin sembolü olan Tango’nun ortaya çıkış koşulları, kimilerinin bu dansa karşı olmasının sebebini anlatır cinsten… 


 Uslu Adana Platformu’nun geçtiğimiz hafta “zinanın ayakta müzikle yapılan şekli” olarak tanımladığı, bazılarının ise üst sınıflara mahsus bir dans olduğunu zannettiği tango aslında alt sınıfların eğlencesiydi. 
Tango, 1800’lü yıllarda Avrupa’dan Amerika’ya işçi göçüyle birlikte yaşanan zorluklar ve hayal kırıklıklarına karşı direncin ve umudun yansıması olarak ortaya çıktı. Latince “dokunmak” anlamına gelen “tangere” fiilinden türediği düşünülen tango, geliştiği süre içerisinde olmadık karalamalara maruz kaldı. 
İşçi sınıfı tarafından yaratıldığı 1800’lü yıllardan, üst kesimlerce benimsendiği 1920’li ve 1940’lı yıllara; Arjantin’de askeri darbenin ardından yasaklanmasından, günümüzde bir grup “ahlak polisi”nin tangoyu olmadık şekilde itham etmesine kadar; tango insanları mutlu eden, umudu körükleyen bir dans olmaya devam etti. 
Dokunmak kökeninden gelen bir ada sahip olan bu dans, karşı cinse dokunmayı yasak görenlerce benimsenmiyor. Tango bir insanın başka bir insana tutkusunu, insanların birbirlerinden aldıkları gücü, salt cinselliğin önüne geçerek anlatan bir kendini ifade biçimi. 

Tango yalnızca fiziksel yakınlık değil kişisel ve toplumsal duyguların dışavurumudur

Tangoda iki insanın birbirine dokunması, birlikte yürümeleri, dans edebilmeleri için kullanılan temel iletişim yöntemi. Cinsel haz ve duyguların dışında, insana dair tüm hisleri dokunarak paylaşıyor tangocular.
Bunun yanında direncin, umudun simgesi olan tangonun en önemli özelliklerinden biri de “baş kaldırma” umudunu başka şeylerde değil kendi gücünde bulma havasının bu dansa hakim olması. Tam da bu nedenle işçi sınıfının zor dönemlerinde Arjantin’den tüm dünyaya hızla yayıldı ve bir ifade biçimi olarak yaygınlaştı. 
“Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim” demişti Türkçe’nin büyük şairi Nazım Hikmet; ümidin düşmanları bugün aynı zamanda tangonun da düşmanları demek…


Yorum  - Haber
Ezgi Demirci
ezgiidemircii@gmail.com

Bir hoca/Bir öğrenci


Türkiye’de yayınlanmış olan en iyi albümler

Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi albümlerinin hangileri olduğunu Yeni Medya Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Volkan Aytar ve öğrencisi Mehmet Emre Acar’a sorduk. İşte her iki isimden aldığımız yanıtlar

Bundan böyle sayfalarımızda, farklı fakültelerden bir öğretim elemanı ile bir öğrencinin çeşitli konulardaki seçkilerini sunacağız. Bu bölüme İletişim Fakültesi Yeni Medya Bölümü’nden bir hoca ve bir öğrenciyle başlıyoruz. İlk sorumuz ise müziğe dair...



Yeni Medya Öğretim Görevlisi 
Volkan Aytar

Orhan Gencebay - Batsın Bu Dünya (1973)
Efsaneleşen şarkıların bulunduğu albüm 1973 yılında çıkmıştı. Aytar, albümü “klasik ve özgün” olarak tanımlıyor. Albümün onun için önemini şöyle açıklıyor: “Türkiye müziğine arabesk kavramını sokmuş bir albüm bu. Türkiye ve dünyaya yönelik hem duygusal, hem de toplumsal mesajlar veriyor.” 


Bülent Ortaçgil - Benimle Oynar mısın? (1974)

Bülent Ortaçgil’in 1974’te çıkan ilk stüdyo albümü... Aytar da albümün Türkiye’de önemli bir yeri olduğuna inandığına değiniyor ve albüm için “romantik” ifadesini kullanıyor. Birçok müzik yazarının gelmiş geçmiş en iyi Türkçe pop albümü olarak tanımladığı albümde farklı nesillerin sevdiği şarkılar yer alıyor.


Nazan Öncel - Göç (1995) 

Nazan Öncel’in dördüncü stüdyo albümü olan Göç, akustik bir folk-rock albümü. Bütün şarkıların söz ve müziği Nazan Öncel’e ait. Aytar, albümün duygusal, hüzünlü olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Bu albüm insanı müzikal olarak doyuruyor.”

Duman - Eski Köprünün Altında (1999)

Eski Köprünün Altında, Duman’ın 1999 yılında çıkan ilk stüdyo albümü. Albümün Türkiye rock tarihinde önemli bir yeri olduğunu düşünen Aytar, şarkıların İstanbul’da yaşayan insanlar için çok değerli olduğunu belirtiyor.

Replikas - Köle Doyuran (2000)

Replikas grubunun ilk albümü “Köle Doyuran” 2000 yılında yayınlanmıştı. Rock müziğini yerel öğelerle harmanlayan grubun albümü Türkiye’de müzikseverlere yeni bir soluk getirmişti. Aytar albüm için “Çığır açmış bir albüm, Türkiye’de daha önce yapılmamış bir müzik ve çok kaliteli” diyor.


Yeni Medya Öğrencisi 
Mehmet Emre Acar

Teoman - Onyedi (2000), Gönülçelen (2001) ve İnsanlık Halleri

Acar, popüler müziğin en önemli isimlerindenTeoman’ın neredeyse bütün şarkılarını sevdiğini söylüyor ve “Genel olarak melankoliyi seven bir insanım, sanıyorum sebebi bu” diyor.


Şebnem Ferah - Perdeler (2001)
Perdeler, Şebnem Ferah’ın çıkarttığı üçüncü albümdü. Acar’a göre, Şebnem Ferah’ın protest bir sesi var. Kendi ifadesiyle bu ses ona, “tüm duygulara göğüs germe gücü veriyor.”


Hayko Cepkin - Sakin Olmam Lazım (2005)

Hayko Cepkin’in bu ilk albümündeki tüm şarkılar evindeki stüdyosunda kaydedilmişti. Acar, albümün çıktığı dönemde lisede olduğunu söylüyor ve o dönem bu albümün diğer müziklere göre daha farklı duygular hissettirdiğini belirtiyor. 

Duman - Duman I ve Duman II (2009)

Duman grubunun çift CD olarak hazırladığı albümün piyasaya çıktığı günlerde aşk acısı çekiyor olduğunu söyleyen Acar, “Albüm o dönem tüm yaşadıklarımın tadı tuzu olmuştu” diyor.

Cem Karaca – Tamirci Çırağı (1975)

Cem Karaca’nın müziklerini “bizden” olarak tanımlayan Acar’ın favori albümü 1975’te çıkan, Tamirci Çırağı ve Neredesin şarkılarının yer aldığı 45’lik. Acar, bu şarkıların bir yanıyla duygusal, diğer yanıyla da toplumsal gerçekçi olduğu fikrinde.


Mete Aker
meteaker@hotmail.com

6 Kasım 2014 Perşembe

Oyunların en iyisi Call of Duty

Call of Duty, şimdiye kadar yapılmış en iyi bilgisayar oyun serisi seçildi. Guiness World Records Yazı İşleri Müdürü Craig Glenday'ın açıklamasına göre, 140 ülkeden 5 binden fazla oyunsever, kitapta (Guinness World Records 2015 Gamer's Edition) yer alan 50 oyun için online oy kullandı. Call of Duty'i; Super Mario Bros., Minecraft, Grand Theft Auto, Halo, The Legend of Zelda, FIFA, Assassin's Creed, Battlefield ve The Elder Scrolls izliyor. (independent.co)

Star Wars VII: The Force Awakens

Gelecek yıl Aralık ayında gösterime girmesi beklenen Star Wars serisinin yedincisinin adı "The Force Awakens" olarak belirlendi. Açıklama, son sahnelerin tamamlandığı Pinewood Stüdyoları'ndan yapıldı. J. J. Abrams'ın yönettiği filmin senaryosunu Michael Arndt, Lawrence Kasdande ve J. J. Abrams yazdı. Filmin başrollerini Andy Serkis, Domhall Gleeson ve Harrison Ford paylaşıyor. Filmin çekimine, bu yıl Mayıs ayında başlanmıştı. Star Wars VII, Star Wars VI Return of Jedi'den 30 yıl sonra seyircisiyle buluşacak. Return of Jedi'de Luke Skywalker ve arkadaşlarının Han Solo'yu kurtarmak için Tatooine'e yaptıkları yolculuk ve mücadele beyaz perdeye yansımıştı. Yeni filmde, Harrison Fordu'un Han Solo'yu canlandırması dışındaki bilgiler sır gibi saklanıyor,

Akün ve Şinasi sahneleri otel olabilir

Ankara'daki iki tiyatro sahnesi, Akün ve Şinasi'yi Maritza İnşaat'ın ortaklarından Ahmet Meriç satın aldı. Cumhuriyet'ten Selda Güneysu'nun haberine göre, Meriç, sahnelerin de bulunduğu binayı kardeşleriyle birlikte aldığını söyledi. Meriç, "Sahnelerin bulunduğu yerle ilgili alışveriş merkezi yapma gibi bir düşüncemiz yok. Otel projemiz var. Ancak henüz aile bireyleriyle istişare edemedik. Ankara'da ne kadar otel var, ihtiyaç ne kadar, bunları araştırıyoruz. Tabii eğer Devlet Tiyatroları kiralamak isterse, menfaatlerimie de uyarsa, kiralayabiliriz" dedi. "Devlet usulüyle yapılan ihale sonucu satışı gerçekleştirildiği" belirtilen iki sahne, bir yıl daha Devlet Tiyatroları'nın kullanımında olacak. İhale henüz Emek İnşaat'ın Genel Kurulu tarafından onaylanmadı. İhale bedeli olarak 33 milyon 200 lira ödenecek. Emek İnşaat A.Ş., bir kamu iştiraki. Ortakları ve sahiplik oranları şöyle: Sosyal Güvenlik Kurumu (49), Türkiye Kızılay Derneği (49), Türk Hava Yolları (0,3), Atatürk Orman Çiftliği (0,7) ve Dr. M. Raif Gürün mirasçıları (1).

30 Ekim 2014 Perşembe

Çok izlenen dizilerin senaristi Birol Güven anlattı

Dizi senaryosu nasıl yazılır? 

Ayrılsak da Beraberiz, En Son Babalar Duyar, Çocuklar Duymasın, Seksenler, Doksanlar gibi dizilerin senaristi Birol Güven, dizi senaryosu yazmanın püf noktalarını anlattı. İşte Birol Güven’den, senarist olmak isteyenlere tavsiyeler:

* Bu işin dersinin olabileceğine, öğretilebileceğine pek inanmıyorum. Kimse size öğretemez. Herkes bir ezberi bozma peşinde. Bunun için de yapılan her şeyi bilip yapmamak gerek. Ama yapılana da kafa yormak gerekiyor.

* Ben ne öğrendiysem, onu kullanmadım. Tavsiyem şudur, her şeyi öğrenin ama yapmayın çünkü zaten yapılıyor.
* Sinemada işler bence daha kolay. Karanlık, kapalı ortam, telefonlar kapalı. Özellikle altını çizerek söylüyorum, kolay. En önemli anı sona saklayabilirsiniz. Televizyonda ilk 5 dakikada işini halletmezsen kovulursun. Verin bakalım sinema izleyicisinin eline bir kumanda, neler olacak…

* Yıllar önce Kadın İsterse diye bir dizi yaptım. İlk kez reyting meselesine o zaman kafa yordum. O dönemde bizim dizimizle Sihirli Annem dizisi aynı gün yayınlanıyordu. Sihirli Annem çok izleniyordu. “Pazar akşamı Sihirli Annem varken başka dizi tutmaz” deniyordu. Dizi Kanal D’deydi ve Kanal D saat 20:30’da reklam veriyordu. Reklam sırasında izleyicinin yüzde 80’i kanal değiştirir. Biz de bizim dizide, saat 20:30’a gelen sahnelerde çocuklara tatlı gelecek sahneler yazdık. Zaman içinde bu yöntem işe yaradı. 6 hafta sonra da Sihirli Annem gün değiştirdi. Reyting meselesini çözmek gerekir.

* Pek çok melodram yayından kaldırıldı. Çünkü halk artık sıkıldı. Çok iş yapabilecek melodramlar ekranlara veda etti. Doğru işleri yanlış zamanda yaptılar. Ezber bozmanın tam zamanı şimdi.

*Seksenler dizisi iyi bir fikirdi. Türkiye’deki insanların müthiş bir nostalji isteği vardır.

* Benim bütün numaram şu: Ben bir tespit yapıyorum ve hikayeleşiyor. Ben sadece günlük hayatı anlatıyorum.

* “Sonunda ne olacak” sorusu o kadar da önemli değildir. Ben seyirciden bir şey saklamam. Ne olacak değil, nasıl olacak sorusu önemlidir. Dünya’nın en çok izlenen filmi Titanic’tir ama herkes sonunu zaten bilmektedir.

* Ben yaptığım işlerde empati yaratmak istiyorum. İzleyici, karakterler için “Aynı benim babam, tıpkı benim annem” dedirtirsem başarılı oluyorum.

* TV senaryosu, bir beklenti yaratıp asla o beklentinin gerçekleşmemesi halidir. Seyircinin gazına gelmemek gerekir. Seyirci her şey hemen olsun ister. Ama istediği olursa başka kanala geçer.

* Senaristler genelde bilgisiz. Seti bilmiyorlar. Senaryo yazmak için seti bilmek gerekir. Reji asistanı, kostümcü, hatta çaycı olarak bile olsa seti bilmek, öğrenmek senarist olmak için çok önemlidir. Yazmaya başlamadan önce bir iş bulup sette çalışmaya bakın.

* Steven Spielberg, bir kibrit kutusu kadar kağıda projesini yazıp derdini anlatamayanlarla çalışmazmış. Ürettiğiniz şeyi insanlara kısaca anlatabilmek gerekir.

* İyi senarist fikir beğenmez, kıskanır. Birilerini kıskanıyorsanız, bu işe girmişsinizdir.

* Ben dahil herkesin peşinden koştuğu şu: “Nasıl devam edecek bu dizi?” Her hafta senarist, yönetmen; nasıl yapacağız, ne yapacağız diye düşünür. Beğendiğiniz dizilere hikaye gönderin. Herkes hikaye arıyor. Yeni bir şey yapmak mesele değil, yeni olanı devam ettirmek önemli. Ama kimseye 40 sayfa e-posta atmayın, okunmaz. Kısaca yazın. Dizileri iyi takip edin, “Ben bu dizileri daha iyi hale nasıl getiririm” diye düşünün.
Hakan Güngör
hakant.gungor@gmail.com

Arşiv