medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Temmuz 2015 Çarşamba

Gazete ve dergilerin tirajı azaldı

Gazete ve dergilerin tiraji, geçen yıl 2013'e göre yüzde 7,6 oranında azalarak yıllık toplam 2 milyar 274 milyon 530 bin 479 oldu. Bu tirajin yüzde 94,1'ini gazetelerden sağlandı. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TUİK) yayınladığı 2014'e ilişkin yazılı basın istatistiklerine göre, gazete ve dergilerin sayısı 2013'e oranla yüzde 0.5 azaldı. Sayıları toplam 7 bin 120'ye düşen yazılı basında kapanan dergilerin oranı yüzde 58.7'yi buldu. Dergilerin yüzde 22.9'u aylık,  yüzde 22,2'si üç aylık yayımlandı. Dergilerin yüzde 17,5'i sektörel/mesleki içerikli.

3 Haziran 2015 Çarşamba

Yaz stajı belgeleri

Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde yaz stajı yapmak isteyen öğrenciler, aşağıdaki belgeleri kullanabilirler. Bunun için söz konusu belgenin üzerine gelip "resmi farklı kaydet"i seçip bir Word dosyasında açmanız ve basmanız yeterli. Belgeyi seçip açılan pencereden de aynı işlemi yapabilirsiniz. Staj Defteri sadece Yeni Medya öğrencileri için geçerlidir.

İstenen belgeler



Staj başlangıç bildiri formu



Beyan ve Taahhütname 1



Beyan ve Taahhütname 2



BAU Personel Daire Başkanlığı'na yazı



Staj Dosyası (Yeni Medya Bölümü öğrencileri için)

sayfa 1

sayfa 2
sayfa 3
sayfa 4
sayfa 5
sayfa 6
sayfa 7

21 Nisan 2015 Salı

The New Talk 28 Nisan'da

Bahçeşehir Üniversitesi, ilki 28 Nisan’da gerçekleştirilecek The New Talk uluslararası konuşmalar dizisiyle dünya çapında medya profesyonellerini Türkiye’de ağırlayacak 

Bahçeşehir Üniversitesi, medyanın yeni dünyadaki yeni kurallarını İstanbul’da belirleyecek. İletişim Fakültesi Yeni Medya Bölümü’nün tasarladığı “The New Talk” konferans serisinde dünyanın önde gelen gazetecileri, medya yöneticileri, akademisyenleri ve ekonomi uzmanları Bahçeşehir Üniversitesi’nde konuşacak. 
Birincisi 28 Nisan saat 13.30’da düzenlenecek olan konuşma serinin ilk konukları; dünyanın önemli gazetecilerinden, ödüllü yazar Christopher Dickey ve yakın zamanda önemli bir seçim yaşayan Yunanistan'dan genç ve bağımsız gazeteci Michael Angelos Konstantopoulos olacak. 

Moderatörlüğünü Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya Bölümü Öğretim Görevlisi ve The New Talk Koordinatörü Mahmut Çınar’ın yapacağı ve katılımın ücretsiz olduğu The New Talk’ta ayrıca konuşmacıların, katılımcıların sorularını yanıtlayacağı soru-cevap bölümü yer alacak. Konferansta simultane tercüme yapılacak. Ayrıntıları, thenewtalk bloğunda bulabilirsiniz.

27 Kasım 2014 Perşembe

Medyanın Şifreleri

Basınımızda tuhaflıklarla dolu bir haftayı daha geride bıraktık. Stalin’e “çakanlar” bu kez fena çuvalladı; Fatih Altaylı başka bir gazeteye yaklaşıyor dedikoduları ayyuka çıktı; Mesut Özil gazetelere haber ısmarladı; Koç bir gazeteyi defterden sildi; “Cumhuriyet yazarını gözden mi çıkardı?” sorusu yüksek sesle sorulmaya başlandı; Taraf’ın haftalardır yaptığı hata saç baş yoldurttu



Bir “sen gelme…” demedikleri kaldı
O yazar Cumhuriyet’in üvey evladı mı?

Cumhuriyet gazetesinin 11 Kasım tarihli nüshasının birinci sayfasında tam 14 yazarın yazısı anonslanmıştı. Yani fotoğrafları ve yazılarının başlıkları gazetenin ilk sayfasına taşınmıştı. Ancak o gün gazetede 14 değil, 15 yazar yazmıştı. Bedri Baykam’ın yazısının birinci sayfada anonslanmaması akıllara 19 Ağustos tarihinde yaşanan sansür olayını getirdi. Bu tarihte, Bedri Baykam’ın yazdığı “Başkanlığı bırakmanız için 11 gerekçe Sn. Kılıçdaroğlu” başlıklı yazı, gazete yönetimi tarafından sansürlenerek yayımlanmamıştı. Olayın medyaya yansıması üzerine Cumhuriyet gazetesi İcra Kurulu bir açıklama yaparak, “Yazarımız Bedri Baykam’ın geçen haftaki yazısı editoryal değerlendirme neticesinde yayımlanmamıştır. Konuyu ilk toplantısında değerlendiren İcra Kurulu’nca, bu uygulamanın yazarın yorum, eleştiri özgürlüğüne ‘müdahale niteliğinde’ olduğu belirlenerek sorumluları hakkında gereken yaptırımın uygulanmasına karar verilmiştir. Bu nedenle yazarımızdan ve okurlarımızdan özür dileriz” demişti. Ancak görülen o ki, gazetenin Bedri Baykam’a tavrında halen bir değişiklik yok.



Rahmi Koç neden defterden sildi?
Herkese reklam var, bir Takvim’e yok

Atatürk’ün ölüm yıldönümünde gazetelerin 2. sayfasında Koç Grubu’nun, son sayfasında ise İş Bankası’nın anma ilanları yayımlandı. Bu uygulama sadece bir gazetede gerçekleşmedi. Koç Grubu, Takvim’in 2. sayfasına reklam vermedi. Bunun sebebi ne olabilir diye Takvim gazetesinde geriye doğru bir taramaya giriştik ve Rahmi Koç’un Takvim’i “defterden silmesine” neden olan haberleri bulduk. Gezi eylemleri sırasında eylemcilere kapısını açan ve yaralıların tedavi edilmesini sağlayan Divan Otel, Koç Grubu’na ait. O süreçte Takvim, otelde cephanelik olduğunu iddia edecek kadar ileri giden haberleriyle dikkat çekmişti. Gazete ayrıca 18 Mart 2014’te “Rahmi Koç STV’ye ortak olmak istedi” başlıklı bir haber yayınlanmıştı. 30 Mart yerel seçimleri arifesindeki bu haberin, hükümet-Cemaat kavgası sürecinde Koç’u “zor durumda bırakmış olabileceğini” tahmin etmek güç değil. Koç, tüm bu haberleri unutmadı ve Takvim’e reklam vermedi.


İşte o süreç
Fatih Altaylı Sözcü yolunda mı?

Tarih: 12 Şubat 2014

Sözcü yazarı Necati Doğru köşe yazısında Yılmaz Özdil, Enis Berberoğlu, Fatih Altaylı gibi yazarlara seslenerek, “Bir devrimci direniş başlatın! Hepinizin serveti var, açlıktan ölmezsiniz” diyerek bu isimleri gazetelerinden istifa etmeye çağırdı. Kısa süre içinde Özdil ve Berberoğlu gazetelerinden kovuldu. Yeni durakları ise Doğru’nun yazdığı Sözcü oldu. Akıllarda “Sıra Altaylı’da mı?” sorusu belirmeye başlamıştı.

Tarih: 10 Kasım 2014

Akşam gazetesindeki köşesinde Turgay Güler, “Fatih Altaylı ‘Sözcü’ye biletini kesti” başlıklı bir yazı yazdı. Yazıda, “Meselenin özeti şu; Altaylı Sözcü’ye göz kırpmaya başladı” ifadeleri kullanıldı.

Tarih: 11 Kasım 2014

Fatih Altaylı, Habertürk okurlarına kendi köşesinden seslenerek, “Yıllardır doğru düzgün izin yapmadan, zaman zaman haftada 7 gün çalıştım (…) Uzun bir Güney Amerika gezisi yapmak istiyorum (…) Bu ‘uzun tatili’ epeydir planladığım için farklı yorumlamayın lütfen. ‘İzninizi rica ediyorum’ desem yalan olur. Ama ‘affınızı rica ediyorum’ desem doğruyu söylemiş olurum. Şimdilik hoşça kalın” dedi.

Süreç, “Fatih Altaylı, Sözcü’ye gidecek” iddialarını gün geçtikçe kuvvetlendiriyor.



“Algı yönetimine” en taze örnek 
“Ismarlama haberin” zirvesi Mesut Özil’den

Ünlü futbolcu Mesut Özil’in menajerliğini geçen yıla dek babası Mustafa Özil yapıyordu. Ancak ne olduysa oldu ve baba-oğulun arası açıldı. Bunun üzerine baba, oğluna alacakları olduğu gerekçesiyle dava açtı. Bu Türkiye medyasında geniş yankı buldu. Aradan 3 gün geçmişti ki, bu kez gazetelerde şöyle bir haberle karşılaştık: “Mesut Özil, Dünya Kupası’nda aldığı primi çocuklara harcadı.” Habere göre Mesut Özil, hasta çocukların ameliyat masraflarını üstlenmişti.

Kuşkusuz bu ısmarlama bir haberdi, algı yönetimi yapıyorlardı. “Celebrity”ler, yani ünlü isimler, birey olmanın dışında birer marka ve yatırım alanı olarak görülüyorlar. Ayakkabı, giyim vs. şirketleri şöhretlere sponsor olurken, aslında yatırımlarını onların yetenekleri kadar bireysel özellikleri ve kişiliklerine de yapıyorlar. Yayınlanan ilk haberler “Babasına para koklatmayan, paragöz ve vefasız adam” algısına neden olabilirdi. Bu da sponsorlar için para kaybı ihtimalini ortaya çıkarıyordu. Bunun üzerine Özil’in sponsorları ve menajeri anlaşılan o ki, harekete geçti. Bu durumda yapılması gereken ilk şey “Özil vefalı, iyi kalpli, parayı da zaten hayır işlerine ayıran biridir” algısını yaratmaktı. Özellikle Türkiye’de daha hassas sayılabilecek “baba-oğul” olgusunda yaratılan sarsıntı için de bir başka imaja ihtiyaç vardı, o da çocuklardı… Mesut Özil belki gerçekten çocuklara yardım etmiştir, ama bu haberin bugün ortaya çıkması tesadüf değil. Algımızla oynuyorlar, uyanık olmak gerek…


Aynı hata haftalarca tekrarlanır mı?
Taraf’a bir redaktör şart

Gazetecilik doğası itibariyle hıza karşı yarış verilerek yapıldığı için hataya düşmenin en kolay olduğu iş alanlarından biri. Dikkatli bir okuma ile herhangi bir gazetede, bir günde onlarca imla, noktalama, mantık hatası bulunabilir. Bu tip hataları “Medyanın Şifreleri”ne çok dâhil etmiyoruz, zira hızlı olma mecburiyeti ve dikkatsizlik nedeniyle benzer hataların en vahimlerini bazen bizzat “Medyanın Şifreleri”nde yapabiliyoruz. Fakat Taraf’ta bir hata haftalardır öyle ısrarla tekrar ediliyor ki, yazmadan edemedik.

Taraf, abone olan okurlarına bir kitap seti hediye ediyor. Bunun ilanı da gazetede yarım sayfa olarak büyük puntolarla yer alıyor. Trajiktir ki, Taraf, abonelerine dağıttığı kitapların yazarlarının adını doğru yazamıyor ve bu hata, belirttiğimiz gibi haftalardır sürüyor.

Taraf, okurlarına bir “Schopenhaur” kitabı verdiğini belirtiyor ama o yazarın adında bir de “e” harfi var, doğrusu “Schopenhauer…” Dağıtılan bir diğer kitap ise “Thomos More”a ait ama More’un adı “Thomos” değil, “Thomas”. Tarafçılar isimlerin nasıl yazıldığını bilmiyor olabilir, ancak en azından bu isimleri “Google’layabilirlermiş.” Google onlara “Bunu mu demek istediniz?” diyerek doğruyu gösterirdi…


Medyada bir garip moda
“Stalin mi, çakarım bi dal”


Sovyetler Birliği’nin lideri Josef Stalin, yanlışları ve doğrularıyla tarihteki yerini almış bir siyaset adamı. Stalin’in politikalarına kimileri büyük değer atfedebilir, kimileri de onu eleştirip bazı kararları nedeniyle suçlayabilir. Ancak tüm bunlar tarihsel bir temele ve gerçekliğe oturtulduğu zaman anlam kazanıyor. Son dönemlerde Stalin’le ilgili öyle haberler yayımlanıyor ki; haber başka bir şey söylemesine rağmen editoryal tutumlar haberlerin manipülasyonu haline geliyor. 11 Kasım’da Zaman’da yayımlanan haberin başlığı, “Stalin, uçağa binmekten korkuyordu” idi. Ancak haberde bu “korkuya” dair herhangi bir bilgi olmadığı görülüyor. Haberde Stalin’in bir uçağa bineceği ancak hava kuvvetleri yetkililerinin engellemesi nedeniyle binmediği, ardından da uçağın düştüğü yazılıyor. “E hani korku?” sorusuna cevap aramak da beyhude oluyor…



Hakan Güngör 
gungorhakan@yandex.com

22 Kasım 2014 Cumartesi

Gazete birinci sayfaları bu blogda

ifyenisafya.blogspot.com.tr'dan gelecek haftadan itibaren ulusal gazetelerin birinci sayfalarına ulaşabileceksiniz. Birinci sayfalarını sunacağımız gazeteler şunlar: Akşam, Anayurt, Aydınlık, Birgün, Bugün, Cumhuriyet, Dünya, Evrensel, Fanatik, Fotomaç, Güneş, Habertürk, Hürriyet, Milat, Milli Gazete, Milliyet, Ortadoğu, Özgür Gündem, Posta, Sabah, Sözcü, Star, Takvim, Taraf, Türkiye, Vatan, Yeni Akit, Yeni Asya, Yeni Çağ, Yeni Mesaj, Yeni Şafak, Yurt ve Zaman.

14 Kasım 2014 Cuma

MMST Ulusal Konferansı

Müzik ve Medya için Ses Teknolojileri (MMST) 3. Ulusal Kongresi sona erdi. Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampusu'ndeki kongre üç gün sürdü. Kongrenin üçüncü gün açılış konuşmasını BAU İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fatoş Adiloğlu yaptı. Prof. Dr. Adiloğlu, ses teknolojilerinin müzik ve medya açısından önemine değindi. Açılış konuşmasının ardından gün boyunca ses teknoloileri alanında dünya çapında yapılan güncel araştırmalar kongreye katılanlarla paylaşıldı.

11 Kasım 2014 Salı

Medyanın Şifreleri

Yeni Sayfa’nın önceki sayısını okuyanlar Ahmet Hakan’ı hatırladı, Cumhuriyet’teki bir haberin veriliş biçimi okurlarda şaşkınlık yarattı, Takvim’in tembelliği, Reha Muhtar’ın yanılgısı, Vatan’ın akıl almaz hataları haftaya damgasını vurdu. İşte medya dünyasının satır aralarında karşımıza çıkanlar:


İğneyi kendimize batıralım…
Yeni Sayfa, Ahmet Hakan’a mı özendi?

Hürriyet’in 22 Ekim tarihli nüshasını okuyanlar, gazetede Ahmet Hakan Coşkun’un tam beş fotoğrafını gördü. Yaptığı röportajda üç, CNN Türk’le ilgili haberde bir fotoğrafı olan Coşkun’un, bir de sureti gazetenin ilk sayfasındaydı. Tesadüf bu ya, o hafta çıkan Yeni Sayfa’da da editör arkadaşımız Damla Aydemir’in tam üç fotoğrafı birden vardı. Öyle ki, gazetenin 1, 3 ve 8. sayfalarında Damla’nın fotoğraflarını görenler, “Hayret, acaba neden 2, 5, 6. sayfalarda (ve tabii diğerlerinde de) Damla’nın başka fotoğrafları yoktu?” diye sormadan edemedi. Şahsi kanaatim odur ki, doğru planlama yapılırsa, bir sayıda 10-12 kadar Damla fotoğrafı kullanılabilir, konuyla ilgili gazete yönetimini göreve davet ediyorum.



İnternet icat oldu, köşe yazıları bozuldu
Reha Muhtar, Can Dündar’ı Mevlana sandı

Reha Muhtar, Vatan’daki 23 Ekim tarihli köşe yazısında “İnsan tenini öğrendim. Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu... Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim” sözünü, Mevlana alıntısı olduğunu iddia ederek yayımladı. Ancak işin aslı öyle değildi. Bu söz Can Dündar’ın 2008 yılında Esquire dergisi için yazdığı “Hayattan ne öğrendim” başlıklı yazısında yer alıyordu. İnternette sözün Mevlana’ya ait olduğu yönündeki hatalı bilgi, Muhtar’ı yanıltmıştı. Bu yanılgıyı, “İnternet ne ölçüde güvenilir bir bilgi kaynağıdır?” tartışmasında bir argüman olabileceği için not etmiş olalım.


Mesele Aydın Engin mi?
Yalçın gözaltına alındı, Cumhuriyet oralı olmadı

Sözcü gazetesi köşe yazarı ve Odatv’nin imtiyaz sahibi Soner Yalçın, 26 Ekim’de bir davada ifade vermeye gitmediği gerekçesiyle 04.30 sularında gözaltına alındı. Yalçın’ın gözaltısı sosyal medyada büyük yankı uyandırırken, gazeteler olayı tüm ayrıntılarıyla sayfalarına taşıdı. Ancak siyasi duruşu nedeniyle bu habere önem vermesi beklenen Cumhuriyet, habere sadece bir kibrit kutusu kadar yer verdi. Peki, Cumhuriyet deyim yerindeyse neden oralı olmadı? Cumhuriyet gazetesi son dönemlerde kabuk değiştiriyor. Kısa süre önce İbrahim Yıldız’dan boşalan yayın yönetmenliği koltuğuna Utku Çakırözer oturmuştu. Bu süreçte, liberal bir isim olan Aydın Engin, Cumhuriyet’e transfer oldu. Bu transfer Cumhuriyet içinde tartışma başlattı. Gazetenin içindeki “Cumhuriyet liberalleşiyor mu?” tartışmalarını Yalçın’ın sahip olduğu Odatv detaylı olarak haberleştirdi. Cumhuriyet’in Yalçın’ın gözaltı olayını “önemsememesi”, acaba Odatv’nin gazete ile ilgili yaptığı eleştirel haberlerden mi kaynaklandı sorusunu akıllara getirdi. 



 “O nasıl güzergah” demeden edemedik
Takvim’in çektiği ok gülümsetti

Türkiye gündemine son haftalarda damga vuran konu, Kobani’ye koridor açılıp açılmayacağıydı. Nitekim, Irak’tan Kobani’ye Türkiye üzerinden peşmergenin geçmesi için rota çalışmaları başladığında, bu durum gazetelerde kendine geniş yer buldu. Gazeteler genellikle ayrıntılı haritalar üzerinden tahmini yürüyüş rotaları verirken, Takvim peşmergenin Türkiye’ye hava yoluyla geleceğini iddia edip kavisli bir ok çekmekle yetindi. Diğer gazetelerdeki rotalar ve ayrıntılarla karşılaştırıldığında, Takvim’in çektiği ok gülümsemelere sebep oldu.



Haber başka, 1. sayfa başka şey söylüyor
Vatan’da neler oluyor

Vatan’ın son dönemlerde yaptığı yayıncılık öyle bir noktaya geldi ki, insanların “gazetenin genel yayın yönetmenliği görevini yürüten İsmail Turgut Yuvacan, kendi yaptığı gazeteyi okumuyor anlaşılan” diye düşünmesi artık kaçınılmaz hale geldi. Geçtiğimiz haftadan üç örnek verelim: 23 Ekim tarihli gazetede, İspanya’da öğrencilerin LOMCE adlı eğitim yasasına karşı yaptığı eylemin haberi var. Ama LOMCE’nin ne olduğuna dair tek satır yok. Okura “İyi de bu çocuklar bu yasaya neden karşı”nın yanıtını vermiyor gazete. 24 Ekim’de bir kadının tweetinin sosyal medyayı “salladığı” haberleştirilmiş. Kadının fotoğrafı içeride flulaştırılmış. Anlaşılan o ki, kadını hedef göstermek istememişler. Fakat gazetenin 1. sayfasında kadının aynı fotoğrafının daha büyük bir biçiminin, hem de flulaştırılmadan, olduğu gibi yayınlandığı görülüyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? 28 Ekim’de de benzer vahamette bir hata mevcut. Haberde, GS’li yönetici Abdurrahim Albayrak’ın gözlerini sildiği bir fotoğrafın, Albayrak’ın “ağladığı” şeklinde yorumlandığı, ancak aslında sadece yağmur nedeniyle ıslanan yüzünü sildiği belirtiliyor. Başlık da, “Gözyaşı değil yağmur damlası”. Hatta haberde “Albayrak yağmur nedeniyle gözlerini sildiğini belirterek olayı açıklığa kavuşturdu” deniyor. Birinci sayfaya baktığımızda ise aynı görselin altına resim altı olarak şu yazılmış: “Albayrak ağladı”. El insaf, ağlamadığına dair haber yapıp, 1. sayfada ağladı denir mi? Vatan’ın tirajı konusunda verilen rakamdan bir adet çıkarsak iyi olacak. Çünkü görünen o ki, Yuvacan kendi gazetesini okumuyor. 



Tam 10 çalışanı orada!
Sözcü, Aydın Doğan’da hangi hissi uyandırıyor

Hürriyet’in eski yazarları Bekir Coşkun, Rahmi Turan, Emin Çölaşan, Soner Yalçın, Ege Cansen, Saygı Öztürk, Yılmaz Özdil, Enis Berberoğlu. Star el değiştirmeden önce kanalın ana haberini sunan Uğur Dündar ile Vatan satılmadan önce bir süre bu gazetede yazan Necati Doğru. Aydın Doğan, saydığım bu on yazarın bir dönem patronluğunu yapmıştı. Sözcü, Aydın Doğan’ın gazetelerinden kovulan ya da ayrılan köşe yazarlarının buluşma noktası oldu. Hatta Yılmaz Özdil, Hürriyet’teki köşesinin fotoğrafını ve dizaynını olduğu gibi Sözcü’ye taşıdı. Bu on gazeteci acaba Aydın Doğan’da bir nostalji hissi mi yaratıyordur, yoksa “Çok şükür gittiler!” duygusu mu? 


Hakan Güngör
hakant.gungor@gmail.com

10 Kasım 2014 Pazartesi

Habertürk'te künye değişti

Habertürk gazetesinde Genel Yayın Yönetmen Yardımcılığı'na Yazı İşleri Müdürü Kürşad Oğuz atandı. Gazetenin Yazı İşleri Müdürülüğü'nü ise Emre Ergül ile Şahin Bayar yürütecek. Gazeteciliğe 1995 yılında başlayan Oğuz, daha önce Vatan, Akşam ve Star gazetelerinde çalışmış, Aktüel dergisinin Yayın Koordinatörlüğü'nü yapmıştı. Gündüz Feneri ve Türkiye'ye Ne Olacak? kitaplarını yazan Oğuz, kitap editörlüğü yapmıştı.

5 Kasım 2014 Çarşamba

MediCat Felis Ödülleri

 9. MediaCat Felis Ödülleri'nde Medya ve Halkla İlişkiler bölümlerinde yarışan 2014'ün en yaratıcı projeleri ödüllendirildi. İstanbul Kongre Merkezi'nde Salı günü yapılan törene katılım yüksek oldu. Medya bölümü büyük ödülü "Bu Coca Cola Senin İçin" kampanyasıyla Carat ve Doğuş 360'a verildi. radikal.com.tr'nin sansüre dikkat çekmek amacıyla yaptığı, TBWA İstanbul'un hazırladığı "4 Saatte Silinen Haberler" projesi, Felis Halkla İlişkiler Kategorisi'nde en çok ödülü aldı. Yılın Medya Ajansı Mindshare, Yılın Reklamvereni ise Vodafone oldu. (radikal.com.tr)

27 Ekim 2014 Pazartesi

Basın tarihi dile gelse: Hatamla sev beni

Türkiye basınında hatalar, yanlış anlamalar, dikkatsizlikler kimi zaman öyle sonuçlar doğurdu ki, bu yanlışlıklar sonucunda ölenler, hapse girenler oldu. Bununla kalmadı, bazı hatalar dilimize yeni bir kelimenin girmesine ya da her duyanın kahkahalara boğulduğu rezaletlere sebep oldu

Hakan Güngör (gungorhakan@msn.com) / Yeni Sayfa

Basın, insanların zamanla yarıştığı bir alan. Bu yüzden hataların olması normal ve mesleğin doğasında var. Ancak bazı hatalar görmezden gelinemeyecek kadar büyük sonuçlar doğuruyor. Bunun ilk örneklerinden bahsetmek için II. Abdülhamid dönemine kadar gitmek gerekir…

Harfler yanlış sıralanınca gazete kapatıldı

II. Abdülhamid dönemi Türkiye basını için tam anlamıyla boğucu bir kesitti. İstibdat dönemi diye anılan süreçte gazeteler sansürle boğuşuyordu. Abdülhamid’in vesveseli kişiliği yüzünden kelimeler yasaklanır olmuştu. Padişah’ın büyük burnuyla alay edildiği sonucu çıkmasın diye “burun”, Osmanlı’ya “hasta adam” dendiği algısı oluşur diye “hasta” kelimesinin sansürlenmesi bunların yalnızca küçük birer örneğiydi. Öyle ki, Hıfzı Topuz, Türk Basın Tarihi isimli kitabında “tahta kurusu” ifadesi, Abdülhamid’e yönelik “tahtın kurusun” bedduası şeklinde anlaşılabileceği endişesiyle yasaklanmıştı!

Dizgi yanlışları, dönemin baskı koşullarıyla birleşince ortaya trajikomik sonuçlar çıkıyordu. Problemlerin bir kaynağı da Osmanlıca’nın yapısıydı. Osmanlıca’da sesli harfler yoktu. Dolayısıyla alfabenin Türkçe’yle uyumsuzluğu vahim sonuçlar doğurabiliyordu.

Topuz, aynı kitabında dizgi yanlışlarıyla ilgili gazete kapatılmalarını da aktarıyor. Buna göre, o dönemde Sabah gazetesi “Şevketlü Abdülhamid”, Arap harfleriyle “şu kötü Abdülhamid” olarak okunabileceği şekilde çıktığı için Sabah gazetesi bir süreliğine kapatıldı!

Benzer sebeplerle kapatılan gazetelere pek çok örnek verilebilir. Ancak Hıfzı Topuz’un kitabındaki en dikkat çekici bilgilerden birini daha aktaralım. Devletin basımevi, devlet yıllığında Kanuni Esasi’nin bir yaprağını cilde ters girdiği için kapatıldı! Devletin resmi basımevi kapatılmıştı çünkü bu yaprağın ters basılması hadisesi “Padişahı baş aşağı görme dileği” olarak yorumlanmıştı.

Gazeteci bir “hata” sonucu ölümden kurtuldu

31 Mart ayaklanması sürecinde Lazkiye Milletvekili Mehmed Arslan Bey öldürüldü. 26 Nisan 1909’da işlenen cinayet kimi kaynaklarda vahim bir hatanın sonucuydu. İddialara göre, asıl hedef dönemin önde gelen gazetecilerinden Tanin başyazarı ve aynı zamanda milletvekili olan Hüseyin Cahit Yalçın Bey’di. Ancak “fiziki benzerlik” nedeniyle Hüseyin Cahit yerine Arslan Bey öldürülmüştü. Tevfik Çavdar, “Türkiye’nin Demokrasi Tarihi” kitabında konuyla ilgili şunları yazıyor:

“Hüseyin Cahit Bey diye Lazkiye Milletvekili Arslan Bey’in, Adliye Nazırı Nazım Bey’in Meclis önünde öldürülmesi ayaklanmanın vehametini bütün çıplaklığıyla ortaya seriyordu.”
Kimi yazarlar, bu iddianın gerçeği yansıtmadığı, iki ismin birbirine benzemediği görüşünde. İddianın sahiplerinden biri Yalçın Küçük. “Aydın Üzerine Tezler” kitabının 2. Cildine Yalçın Küçük, “Kim söylüyor Mehmed Arslan’ın Hüseyin Cahit sanılarak yanlışlıkla öldürüldüğünü? Öldürenler, Mehmet Aslan’ı öldürürken, ‘Al sana Hüseyin Cahit’ diye mi bağırıyorlar? Nereden çıkıyor bu yanlışlık iddiası” diye sorduktan sonra bunun ortaya bizzat Hüseyin Cahit tarafından atıldığını yazıyor. Küçük, “Bu tekerlemenin doğru olduğundan kuşku duyuyorum; yanlış olduğunu ileri sürüyorum” diyor.

Bir karşı tez de Soner Yalçın’dan. Yalçın, “Efendi” isimli kitabında “Tarih araştırmacıları, akademisyenler, gazeteciler hemen hepsi bunu yazıyor. Size bu hiç inandırıcı geliyor mu? (…) İşin tuhaf yanı, ölen ile öldürülmek istenen fiziki olarak birbirine hiç benzemiyorlar” diyor.
Yalçın Küçük ve Soner Yalçın’ın tespitlerinin aksine Hüseyin Cahit ve Arslan Bey birbirine çok benziyor! Küçük’ün kitabında yer verdiği aslı TBMM kütüphanesinde olan Meclis-i Mebusan albümündeki fotoğraflara göre iki isim arasında ciddi bir fiziksel benzerlik görülüyor! Dolayısıyla “yanlışlık” iddiasının inandırıcılığı var…

İlk basın şehidi “yanlışlıkla” mı öldürüldü

“Gazeteciler ve suikast” konusunda bir örnek daha verelim… Alpay Kabaağaçlı’nın Türkiye’de Siyasal Cinayetler kitabında dikkat çekici bir iddia daha var.

Serbesti gazetesi yazarı Hasan Fehmi, 6 Nisan 1909’da öldürüldü. Hasan Fehmi, İttihat ve Terakki Fırkası’nı eleştiren yazılar yazıyordu. Bu yüzden tehditler de alıyordu. Cinayetin işlendiği günü söz konusu kitaptan okuyalım:

“Hasan Fehmi o akşam yanında arkadaşı, mülkiye kaymakamlarından Şakir Bey’le köprünün Karaköy yönünden girmişti. Oradaki kulübede oturmakta olan köprü tahsildarına birer metelik vermiş köprü üzerinde ilerlemekteydiler. Arkalarından yetişen asker kılıklı biri ‘Al Mevlan’ diye seslenerek silahını Şakir Bey’e doğrultup bir el ateş etti, ardından Hasan Fehmi Bey’e üç kurşun sıktı…”
Katil, ateş etmeden önce “Al Mevlan” demişti. Mevlan diye kastedilen kişi, Serbesti gazetesinin sahibi Mevlanzade Rıfat Bey’di, dahası Hasan Fehmi’nin arkadaşı Şakir Bey, Mevlanzade’ye benziyordu. Hasan Fehmi hedefteydi ve tehditler alıyordu ancak “Al Mevlan” sözü, gerçek hedef Mevlanzade Rıfat mıydı sorusunu akıllara getiriyor…

Yanlış dizgi yüzünden “ihtilale teşvik” davası açıldı

2. Dünya Savaşı sırasında Türkçü, Turancı yazar Reha Oğuz Türkkan, Bozkurt adında bir dergi çıkarıyordu. 1942’de, henüz derginin 2. sayısı çıktığında basının “hatalar tarihine” damga vuracak bir olay yaşandı. Türkkan, dergiye bir yazı yazmıştı. Yazıda tarımın ihmal edildiğine değiniyor, “Köylü milletin efendisidir” sözünün gerçeğe dönüşmesi gerektiğini söylüyordu. Yazının son cümlesinde de “Dergimiz bu yolda yazı yazacaktır” ifadesini kullanıyordu. Ne var ki, matbaada bir dizgi hatası oldu. “Yazı yazacaktır”, “Gazı yakacaktır” olarak basıldı. Türkkan’ın Oradaydım isimli belgeselde anlattığına göre Sıkıyönetim Mahkemesi “ihtilale teşvik” suçlamasıyla dava açtı. Dava yaklaşık 1 yıl sürdü. Türkkan davada tutuksuz yargılandı. Sonunda mahkeme bir heyet kurulmasına karar vererek “gazı yakacaktır” ifadesinin anlamını heyete sordu. Hüseyin Cahit Yalçın’ın da yer aldığı heyet, Türkçe’de böyle bir ifadenin olmadığı, dolayısıyla bunun ihtilale teşvik anlamına gelmeyeceği yönünde görüş bildirdi ve Türkkan beraat etti.

Asparagas kelimesini dilimize kazandıran yalan haber

Günümüzde “yanlış haber, şişirme haber” anlamlarında kullanılan “asparagas” kelimesi Misalli Büyük Türkçe Sözlük gibi kaynaklarda “kökeni belli değil” notuyla yer alıyor. Bu sözcük aslında dilimize yalan bir haberde kullanılan bir kelime olması itibariyle girdi… 1963 yılının 14 Haziran günü Hürriyet’te Yener Tuğrul imzalı bir haber yayınlandı. Habere göre New York’lu genç bir kız, bir Türk’le tanışmış ve ona aşık olmuştu. Ne var ki, genç kızın zengin babası ilişkiyi onaylamamıştı. İki aşık birlikte Türkiye’ye gelmiş ve bir gecekonduda yaşamaya başlamıştı.

Rahmi Turan’ın 27 Eylül 2009’da Hürriyet’te yazdığı köşe yazısına göre Yener Tuğrul ve haberin fotoğraflarını çeken Yurdaer Acar bu haberle para ödülü aldı. Ancak iki gün sonra olayın aslı ortaya çıktı. Buna göre kız Amerikalı değil, Türk’tü. Erkek ise kızın ağabeyiydi.

Doğan Uluç, “Olaylar İçinde Olaylar-Kupa Ası” kitabında “asparagas” kelimesinin bu haberle hayatımıza girişini anlatıyor. Kitaba göre, fotomuhabir Yurdaer Acar istihbarat servisine gelip elinde fotoğrafları Doğan Uluç’a gösterdi. Fotoğraflarda kovboy şapkalı bir genç adamla, yanında bir genç kız görünüyordu. Hemen arkalarındaki kapının üzerinde ise “Azparagas” yazıyordu. Uluç, kelimenin anlamını sorunca Acar, “Bunlarda para az, gerisi gaz” yanıtını verdi.

Haberin yalan çıkması üzerine Hürriyet’in genel yayın yönetmenliği görevinde olan Necati Zincirkıran çok sinirlendi. Rahmi Turan’a göre, “O günden sonra Yener Tuğrul bir daha ortalıkta görünmüyor. Kovulacağını anlayan Yurdaer Acar çalışmak üzere İngiltere’ye gidiyor.”
Ancak bu iki gazeteciden miras olarak “asparagas” sözcüğü dilimize giriyor ve 1963 yıldır “yalan haber” anlamında kullanılıyor…

Türkiye'nin en eski gazetesi kapanacak mı?

Türkiye’nin halen yayınlanan en eski gazetesi olan 90 yıllık Apoyevmatini, kurulduğu günden bu yana kullandığı ofisten mali gerekçelerle ayrılmak zorunda kaldı. Genel Yayın Yönetmeni Mihail Vasiliadis, gazetenin akıbetini “Yeni Sayfa”ya anlattı


Damla Aydemir (dammlaa@gmail.com) / Yeni Sayfa

Türkiye’deki Rum nüfusun giderek azalması nedeniyle tirajı düşen ve ekonomik problemlerle karşı karşıya kalan Apoyevmatini’nin yönetim yeri İstiklal Caddesi üzerindeki Suriye Pasajı’ndaydı. Genel Yayın Yönetmeni Mihail Vasiliadis, gazete için direnişinin hâlâ sürdüğünü çünkü hayat devam ettiği sürece direnişinin de devam edeceğini vurguladı.

“İstanbul Rum Basını Müzesi”

“Ben o büroyu aslında beş yıldır kullanmıyordum. Evde çalışıyorum artık. Çalışma odam burada, bilgisayarım burada, dosyalarım burada. Bir de düşünün ki, o büroda zamanında 35 kişi çalışıyordu, yani büronun bir işlevi vardı” diyen Vasiliadis, bugünse gazeteyi sadece oğlu ve kendisinin çıkardığını belirtti. Günde yaklaşık 17-18 saat çalıştıklarını vurgulayan Vasiliadis, hayalinin Suriye Pasajı’ndaki ofisi tekrar kiralayıp “İstanbul Rum Basını Müzesi” haline getirmek olduğunun altını çizdi.

Büroyu boşaltmasına rağmen hâlâ oraya dair hayalleri olduğuna değinen Vasiliadis şunları söyledi:

“Orayı yalnız müze de değil, örneğin Rum basınıyla ilgili çalışma yapmak ya da Rum basınının arşivinden yararlanmak isteyen herkesin gelip rahatça çalışabileceği bir yer haline getirmek istiyorum. İstanbul’da çıkmış tüm Rumca gazetelerin dijital arşivini yapıp orada ilgilenenlerin, akademisyenlerin, öğrencilerin hizmetine sunmak istiyorum. Bana senede 40-50 öğrenci geliyor bu konuyla ilgili. Hocalar geliyor bu konularda çalışan. Ama maalesef bir arşiv, düzenli bir arşiv yok. Gelen kişi bunları çalışırken etrafında da basının tarihi olacak. Bizim büromuzda ilk daktilolardan ilk radyolara, bir sürü tarihsel önemde şey var. Şimdi onlar depolara kaldırılacak mesela.”

“Keşke imkânım olsa da o parayı almasam”

Gazetenin mali krizi aşması için nelerin yapılması gerektiği sorusunu, “Basın İlan Kurumu diğer gazetelere verdiği gibi bize de ilan verecek. Ama öyle bağış gibi, sadaka gibi değil zira şimdi sadaka veriyor, ‘Al da sus’ der gibi. Bildiğim kadarıyla Agos mesela o parayı almıyor bile. Keşke benim de imkânım olsa da almasam. Ama Apoyevmatini’nin bütçesi zaten açık veriyor. Bu durumda istemeyerek kabul etmek zorunda kalıyorum o Basın İlan Kurumu’ndan gelen sadakayı. Aslında insanı böyle bir şeye zorunlu bırakarak ona kötülük yapmış oluyorsunuz. Sen gazeteye sadaka vereceğine o gazeteyi sadaka verilecek duruma getiren koşulları değiştir” diye yanıtladı.

Büronun mal sahibinin kira konusunda kendine çok yardımcı olduğunu ancak insanların Apoyevmatini’ye olan saygısını istismar etmek istemediğini belirten gazeteci, 90 yıllık büroyu kapatmanın çok üzücü ve yıpratıcı olmasına rağmen geleceğe umutla bakmasını engellemediğini söyledi. Vasiliadis, yaşamı sürdüğü sürece oğlu ile birlikte Apoyevmatini’yi çıkarmaya devam edeceğini belirtti.

Medyanın şifreleri

Türkiye, geçen haftayı yoğun bir gündemle kapatırken, hâlâ haber yazmayı öğrenemeyen muhabirler, bilgi saklayanlar ya da argo ifade kullananlar okurları şaşırttı. İşte gazetelerin satır aralarında gözümüze çarpan önemli noktalar

Hakan Güngör (gungorhakan@msn.com) / Yeni Sayfa

Medya hangi simgeyi tercih ediyor
“Adalet tanrıçası öyle değil böyle olur”

Yunan mitolojisinde adalet ve düzeni sağlayan tanrıça olan Themis’in heykeli adaletin simgesidir. Themis’in elindeki kılıç adaleti, diğer elindeki terazi ise dengeyi simgeler. Themis heykelinin bir diğer özelliği ise gözünün kapalı olmasıdır. Bu da eşitlik ve tarafsızlığın sembolüdür. 2009 yılında Anayasa Mahkemesi binasının önüne bir heykel dikildi. Dikilen heykel, Themis’in geleneksel yapısının dışındaydı, heykelin gözleri açıktı! Gözleri açık heykel büyük tartışmalara neden olmuş, dönemin Adalet Bakanı, “Bu Themis değil, gözleri ufka bakan cumhuriyet kızıdır” açıklaması yapmıştı. Medya ise aradan geçen yıllara rağmen bu simgeyi “tutmadı”. Gazeteler halen hukuk haberleri verirken, geleneksel Themis heykelini kullanıyor. Milliyet Gazetesi de, 15 Ekim’de olduğu gibi Themis heykelini tercih edenlerden…

Habertürk’ün dansözlü fotomontajı “olmamış”
HT, “Posta” yolunda mı?

Habertürk gazetesinin 17 Ekim tarihli “Binlerce Dansöz Var” başlıklı haberinde tartışmaya açık bir görsel kullanıldı. Gazeteci Mahmut Sancak, küresel piyasalardaki sert düşüşlerden bahsettiği haberde “Piyasaya yön veren yetkililerin dansözlere taş çıkartan kıvraklıktaki açıklamaları ise mevcut korkuları daha da ateşliyor” ifadelerini kullandı. Haberde IMF Başkanı Christine Lagarde, FED Başkanı Janet Yellen, ECB Başkanı Mario Draghi dansöz kıyafetleriyle görülüyor. Görsel ilk bakışta “eğlenceli” olma isteğini ortaya koyuyorsa da cinsiyetçi ve ayrımcı bir hava taşıyor. Gazetelerin daha yüksek tirajlara ulaşmak seçtiği kimi yollar akla “tiraj, medya etiğinin dışına çıkınca mı arta?” sorusunu getiriyor.

İŞID mi, ISIS mi?
Sözcü yazarı fena yanıldı

Necati Doğru, Sözcü Gazetesi’ndeki 16 Ekim tarihli köşesinde “IŞİD ne demek? Açılımına bakalım: I… Irak. Ş… Şam. İ… İslam. D… Devlet. Katıksız, lekesiz, temiz bir Türkçe ile baş büyük harf açılımı yapıp söylersek: Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) oluyor. İngilizler de IŞİD diyor, Amerikalılar da, Fransızlar ile Almanlar da” diye yazdı. Ancak bu gerçeği yansıtmıyordu. Yani dünya basını bu örgütü Doğru’nun iddia ettiği gibi “IŞİD” diye anmıyordu. İngiliz ve Amerikan medyası söz konusu örgütü; “The Islamic State of Iraq and the Levant” (ISIL), “Islamic State of Iraq and Syria” (ISIS) ya da Islamic State (IS) diye anıyordu (Buradaki Levant kelimesi de kabaca Şam bölgesini işaret ediyor diyebiliriz). CNN ve BBC gibi yayın organları genellikle ISIS’i tercih ederken, New York Times ve The Wall Street Journal, IS diye anıyordu bu örgütü. Dolayısıyla “Dünya IŞİD” diyor gibi bir durum söz konusu değildi. Necati Doğru belki de dünya basınını daha yakından takip etmeli.

Sabah yazarı Nazım’ı bilir mi?
Engin Ardıç kime “zibidi” dedi?

Sabah Gazetesi yazarı Engin Ardıç, 16 Ekim tarihli köşe yazısında “İnsanlığın istikbali yıldızlardadır, bu gezegen eskidi ve yıprandı, bunu terk edip kendimize yeni bir gezegen bulalım diye atıp tutan zibidileri ciddiye almayınız” ifadesini kullandı. Ardıç’a göre uzayın derinliklerinde başka bir medeniyet kurmak hayalden ibaretti ve aksini iddia edenlere açıkça “zibidi” diyordu. Belki Ardıç farkında değildi ama bu cümlesinin muhataplarından biri de Nazım Hikmet olabilirdi… Nazım Hikmet 1958 yılında yazdığı “Stronsium 90” isimli şiirinde şöyle diyordu: “Acayipleşti havalar / bir güneş, bir yağmur, bir kar / Atom bombası denemelerinden diyorlar / Stronsium 90 yağıyormuş / ota, süte, ete / umuda, hürriyete / kapısını çaldığımız büyük hasrete / Kendi kendimizle yarışmadayız, gülüm / Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz / ya dünyamıza inecek ölüm.”

Gençliğe Hitabe’ye “ince” gönderme
Taraf “Nutuk”la şaşırttı

Taraf Gazetesi, 15 Ekim’de 1. sayfasında Mustafa Kemal Atatürk’e gönderme yaptı. Milli Saraylar ile ilgili bir habere “Memleketin bütün saraylarına girilmiş” başlığını attı. Bu başlık, Atatürk’ün “Gençliğe Hitabe”sindeki “Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir” ifadelerini hatırlattı. Tarihin 15 Ekim olması “gönderme olabileceği” düşüncesini pekiştirdi. Çünkü Gençliğe Hitabe, Nutuk’un sonunda yer alıyordu ve Atatürk Nutuk’u Meclis’te okumaya 15 Ekim 1927’de başlamıştı.

Anadolu Ajansı o şirketi neden açıklamadı?
AA “Metro Turizm” bilgisini sakladı mı?

İşadamı Galip Öztürk’ün cinayet azmettirme suçundan aldığı müebbet hapis cezasının Yargıtay tarafından onaylanması 15 Ekim tarihli gazetelerde yerini aldı. Ancak haberi Anadolu Ajansı (AA) aracılığı ile veren gazetelerde bir bilgi eksikti. İşadamı Galip Öztürk, Türkiye’nin en büyük otobüs firmalarından biri olan “Metro Turizm”in sahibiydi. Örneğin Bugün, Birgün, Sözcü gibi gazeteler Öztürk’ün “Metro”nun sahibi olduğunu belirtmişti, ancak haberi AA’dan veren Milliyet’te bu bilgi yoktu. AA, internet sitesinde de bu bilgiyi vermemişti. Bu durum akıllara “AA, Metro Turizm’in adını bu cinayet hadisesinin dışında tutmaya mı çalışıyor?” sorusunu getirdi.

Haberin olmazsa olmazları kimin umrunda…
Bugün gazetesine “haber yazma” eğitimi şart

Bugün gazetesinin dış haberler sayfasında 13 Ekim’de yer alan bir haber, okurlarda şaşkınlık yarattı. Ancak bu şaşkınlığın nedeni haberin içeriği değil, yapılış şekliydi. İletişim fakültelerindeki haber yazma derslerinde ilk öğretilen kurallardan biri “haberin asla tarihle başlamayacağı”dır. Bugün gazetesi, “Lenin ve Stalin F1 Yarışında” başlıklı haberine “dün” ifadesiyle başladığı yetmiyormuş gibi, haberde “kim” sorusuna da yanıt vermedi. Bir haberin “5n1k”ya, yani “Ne, nerede, ne zaman, nasıl, neden ve kim” sorularına yanıt vermesi gerektiğini unutan Bugün, F1 yarışına “Lenin” ve “Stalin” kıyafetleriyle katılan kişilerin adını habere yazma gereği de duymadı. Böyle bir haberi bir iletişim öğrenicisi sınavda yazacak olsa, sanıyorum bu ona bir derse mâl olurdu!


23 Ekim 2014 Perşembe

İletişimcilerin imzaları Habertürk'te

Türkiye'deki ilk üniversite-sektör işbirliğinin örneği olan, BAU İletişim Fakültesi ile Habertürk arasında yapılan anlaşma gereğince, Habertürk'te çalışmaya başlayan İletişim Fakültesi öğrencilerinin haberleri birbiri ardına yayınlanıyor. Fotoğrafta yayınlanan haberlerden bir seçki görülüyor.

20 Ekim 2014 Pazartesi

Medya Günleri 2


İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Medya Kulübü ile Medya Derneği tarafından organize edilen Medya Günleri buluşmasının Sosyal Medya başlıklı oturumu İEÜ Konferans Salonu’nda yapıldı. Bu yıl ikincisi düzenlenen Medya Günleri buluşmalarının üçüncü günündeki panelde, şarkıcı ve “twitter fenomeni” Atilla Taş ile Bahçeşehir Üniversitesi Yeni Medya Bölümü Öğretim Görevlisi Fırat Erdoğmuş konuşmacı olarak yer aldı.

15 Ekim 2014 Çarşamba

Medya Günleri

Medya ve İletişim Derneği'nin ikincisini düzenlediği Medya Günleri'nin ikinci gününde,  "Medya ve Ötekileştirme" konulu oturum yapıldı. İzmir Ekonomi Fakültesi Konferans Salonu'ndaki oturumun başkanlığını Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi hocalarından Mahmut Çınar üstlendi. Oturuma; Ege Üniversitesi'nden Doç. Dr. Ahmet Talimciler, Milliyet gazetesinden Belma Akçura, Evrensel gazetesinden Özer Akdemir, Birgün gazetesinden Barış İnce ve dokuz&sekiz'den Gökhan Biçici katıldı.

4 Ekim 2014 Cumartesi

Reuters.TV 2015'te yayında

Uluslararası haber ajansı Reuters, reklam destekli Reuters.TV'yi dijital platformda 2015 başlarında hayata geçirmeyi planlıyor. Hizmet, ücretli olacak. Ancak şirket yetkilileri ücretin ne kadar olacağını açıklamadı.

Verilen bilgiye göre, Reuters.TV editörlerinin hazırladığı bölümler, abonelerin bulunduğu yere, istenilen uzunluğa ve ilgi alanlarına göre bir algoritmayla yayınlanacak. Canlı yayınlar da yapılacak.

Arşiv