Bahçeşehir Üniversitesi öğrencilerinin çıkardığı Yeni Sayfa gazetesinin dördüncü sayısının hazırlıkları sürüyor. Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya Bölümü'ndeki Haber Merkezi'nde gazetenin Yazı İşleri Müdürü Öğretim Görevlisi Mahmut Çınar başkanlığında biraraya gelen öğrenciler, haberlere son halini veriyor. Çınar'ın birinci sayfanın mizanpajını (solda) yapmasıyla başlayan hummalı faaliyete, muhabirlerimiz; Sıla Ağgül, Yusuf İnce (sağda üstte), Dilara Ekşi, Özge Öz (sayfa tasarımı) ve Ela Emeksiz katılıyor. Fotoğraflarda görülmeyen diğer Yeni Sayfa emekçilerinin isimleri de şöyle: Leyla Bektaş, Sertaç Çakır, Damla Aydemir, Hakan Güngör, Özlem Özçelik, Mete Aker.
Damla Aydemir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Damla Aydemir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Kasım 2014 Perşembe
6 Kasım 2014 Perşembe
Yeni Sayfa üçüncü sayısı yolda
22:56
Ahmet Arslan, Bahçeşehir Üniversitesi, Damla Aydemir, Hakan Güngör, İletişim Fakültesi, Mahmut Çınar, Özge Öz, Sertaç Çakır, Yeni Medya Bölümü, Yeni Sayfa, Yeni Sayfa üçüncü sayı
YORUM YAP
Bahçeşehir Üniversitesi öğrencileri tarafından hazırlanan ve 15 günde bir yayınlanan Yeni Sayfa gazetesinin üçüncü sayısı yolda. Yazı İşleri Müdürü Öğretim Görevlisi Mahmut Çınar yönetiminde gece geç saatlere kadar süren çalışmalar son noktasına geldi. Yeni Sayfa'nın üçüncü sayısının manşeti "9 Soruda Galataport". Ayrıntıları gazetede bulacaksınız. Fotoğrafta soldan sağa, Mahmut Çınar ve Yeni Sayfa'nın Yeni Medya Bölümü'nden emekçileri; Hakan Güngör, Damla Aydemir, Ahmet Aslan, Özge Öz ve Sertaç Çakır görülüyor.
27 Ekim 2014 Pazartesi
Türkiye'nin en eski gazetesi kapanacak mı?
23:18
Agos, Apoyevmatini, Damla Aydemir, İstanbul Rum Basın Müzesi, medya, Mihail Vasiliadis, Rum
YORUM YAP
Türkiye’nin halen yayınlanan en eski gazetesi olan 90 yıllık Apoyevmatini, kurulduğu günden bu yana kullandığı ofisten mali gerekçelerle ayrılmak zorunda kaldı. Genel Yayın Yönetmeni Mihail Vasiliadis, gazetenin akıbetini “Yeni Sayfa”ya anlattı
Damla Aydemir (dammlaa@gmail.com) / Yeni Sayfa
Türkiye’deki Rum nüfusun giderek azalması nedeniyle tirajı düşen ve ekonomik problemlerle karşı karşıya kalan Apoyevmatini’nin yönetim yeri İstiklal Caddesi üzerindeki Suriye Pasajı’ndaydı. Genel Yayın Yönetmeni Mihail Vasiliadis, gazete için direnişinin hâlâ sürdüğünü çünkü hayat devam ettiği sürece direnişinin de devam edeceğini vurguladı.
“İstanbul Rum Basını Müzesi”
“Ben o büroyu aslında beş yıldır kullanmıyordum. Evde çalışıyorum artık. Çalışma odam burada, bilgisayarım burada, dosyalarım burada. Bir de düşünün ki, o büroda zamanında 35 kişi çalışıyordu, yani büronun bir işlevi vardı” diyen Vasiliadis, bugünse gazeteyi sadece oğlu ve kendisinin çıkardığını belirtti. Günde yaklaşık 17-18 saat çalıştıklarını vurgulayan Vasiliadis, hayalinin Suriye Pasajı’ndaki ofisi tekrar kiralayıp “İstanbul Rum Basını Müzesi” haline getirmek olduğunun altını çizdi.
Büroyu boşaltmasına rağmen hâlâ oraya dair hayalleri olduğuna değinen Vasiliadis şunları söyledi:
“Orayı yalnız müze de değil, örneğin Rum basınıyla ilgili çalışma yapmak ya da Rum basınının arşivinden yararlanmak isteyen herkesin gelip rahatça çalışabileceği bir yer haline getirmek istiyorum. İstanbul’da çıkmış tüm Rumca gazetelerin dijital arşivini yapıp orada ilgilenenlerin, akademisyenlerin, öğrencilerin hizmetine sunmak istiyorum. Bana senede 40-50 öğrenci geliyor bu konuyla ilgili. Hocalar geliyor bu konularda çalışan. Ama maalesef bir arşiv, düzenli bir arşiv yok. Gelen kişi bunları çalışırken etrafında da basının tarihi olacak. Bizim büromuzda ilk daktilolardan ilk radyolara, bir sürü tarihsel önemde şey var. Şimdi onlar depolara kaldırılacak mesela.”
“Keşke imkânım olsa da o parayı almasam”
Gazetenin mali krizi aşması için nelerin yapılması gerektiği sorusunu, “Basın İlan Kurumu diğer gazetelere verdiği gibi bize de ilan verecek. Ama öyle bağış gibi, sadaka gibi değil zira şimdi sadaka veriyor, ‘Al da sus’ der gibi. Bildiğim kadarıyla Agos mesela o parayı almıyor bile. Keşke benim de imkânım olsa da almasam. Ama Apoyevmatini’nin bütçesi zaten açık veriyor. Bu durumda istemeyerek kabul etmek zorunda kalıyorum o Basın İlan Kurumu’ndan gelen sadakayı. Aslında insanı böyle bir şeye zorunlu bırakarak ona kötülük yapmış oluyorsunuz. Sen gazeteye sadaka vereceğine o gazeteyi sadaka verilecek duruma getiren koşulları değiştir” diye yanıtladı.
Büronun mal sahibinin kira konusunda kendine çok yardımcı olduğunu ancak insanların Apoyevmatini’ye olan saygısını istismar etmek istemediğini belirten gazeteci, 90 yıllık büroyu kapatmanın çok üzücü ve yıpratıcı olmasına rağmen geleceğe umutla bakmasını engellemediğini söyledi. Vasiliadis, yaşamı sürdüğü sürece oğlu ile birlikte Apoyevmatini’yi çıkarmaya devam edeceğini belirtti.
Damla Aydemir (dammlaa@gmail.com) / Yeni Sayfa
Türkiye’deki Rum nüfusun giderek azalması nedeniyle tirajı düşen ve ekonomik problemlerle karşı karşıya kalan Apoyevmatini’nin yönetim yeri İstiklal Caddesi üzerindeki Suriye Pasajı’ndaydı. Genel Yayın Yönetmeni Mihail Vasiliadis, gazete için direnişinin hâlâ sürdüğünü çünkü hayat devam ettiği sürece direnişinin de devam edeceğini vurguladı.
“İstanbul Rum Basını Müzesi”
“Ben o büroyu aslında beş yıldır kullanmıyordum. Evde çalışıyorum artık. Çalışma odam burada, bilgisayarım burada, dosyalarım burada. Bir de düşünün ki, o büroda zamanında 35 kişi çalışıyordu, yani büronun bir işlevi vardı” diyen Vasiliadis, bugünse gazeteyi sadece oğlu ve kendisinin çıkardığını belirtti. Günde yaklaşık 17-18 saat çalıştıklarını vurgulayan Vasiliadis, hayalinin Suriye Pasajı’ndaki ofisi tekrar kiralayıp “İstanbul Rum Basını Müzesi” haline getirmek olduğunun altını çizdi.
Büroyu boşaltmasına rağmen hâlâ oraya dair hayalleri olduğuna değinen Vasiliadis şunları söyledi:
“Orayı yalnız müze de değil, örneğin Rum basınıyla ilgili çalışma yapmak ya da Rum basınının arşivinden yararlanmak isteyen herkesin gelip rahatça çalışabileceği bir yer haline getirmek istiyorum. İstanbul’da çıkmış tüm Rumca gazetelerin dijital arşivini yapıp orada ilgilenenlerin, akademisyenlerin, öğrencilerin hizmetine sunmak istiyorum. Bana senede 40-50 öğrenci geliyor bu konuyla ilgili. Hocalar geliyor bu konularda çalışan. Ama maalesef bir arşiv, düzenli bir arşiv yok. Gelen kişi bunları çalışırken etrafında da basının tarihi olacak. Bizim büromuzda ilk daktilolardan ilk radyolara, bir sürü tarihsel önemde şey var. Şimdi onlar depolara kaldırılacak mesela.”
“Keşke imkânım olsa da o parayı almasam”
Gazetenin mali krizi aşması için nelerin yapılması gerektiği sorusunu, “Basın İlan Kurumu diğer gazetelere verdiği gibi bize de ilan verecek. Ama öyle bağış gibi, sadaka gibi değil zira şimdi sadaka veriyor, ‘Al da sus’ der gibi. Bildiğim kadarıyla Agos mesela o parayı almıyor bile. Keşke benim de imkânım olsa da almasam. Ama Apoyevmatini’nin bütçesi zaten açık veriyor. Bu durumda istemeyerek kabul etmek zorunda kalıyorum o Basın İlan Kurumu’ndan gelen sadakayı. Aslında insanı böyle bir şeye zorunlu bırakarak ona kötülük yapmış oluyorsunuz. Sen gazeteye sadaka vereceğine o gazeteyi sadaka verilecek duruma getiren koşulları değiştir” diye yanıtladı.
Büronun mal sahibinin kira konusunda kendine çok yardımcı olduğunu ancak insanların Apoyevmatini’ye olan saygısını istismar etmek istemediğini belirten gazeteci, 90 yıllık büroyu kapatmanın çok üzücü ve yıpratıcı olmasına rağmen geleceğe umutla bakmasını engellemediğini söyledi. Vasiliadis, yaşamı sürdüğü sürece oğlu ile birlikte Apoyevmatini’yi çıkarmaya devam edeceğini belirtti.
Meltem Cumbul: Derslerim öğrencilere iyi geliyor
22:46
Altın Portakal, BAU, Damla Aydemir, Ezgi Naser, İletişim Fakültesi, Kültür-Sanat, Meltem Cumbul, Oyuncular Sendikası, Prof. Dr. Savaş Arslan, Sinema Televizyon Bölümü, söyleşi, Üniversite
YORUM YAP
O Türkiye’nin en ünlü oyuncularından. Yalnızca Türk sinemasında değil, uluslararası filmlerde de önemli rollerde görüyoruz Meltem Cumbul’u. Kariyerine bir süre önce “hocalık” serüvenini de ekleyen Cumbul, BAU İletişim’de oyunculuk dersleri vermeye başladı
Damla Aydemir (dammlaa@gmail.com) / Yeni Sayfa
Fotoğraf: Ezgi Naser
Duvara Karşı, Gönül Yarası gibi filmlerden tanıdığımız Meltem Cumbul, Bahçeşehir Üniversitesi Sinema TV Bölümü’nde ders vermeye başladı. Türkiye’nin en çok izlenmiş dizisi olan Yılan Hikayesi’nden aldığı ödülün yanı sıra ulusal ve uluslararası birçok ödül kazanan Cumbul, geçtimiz haftalarda Oyuncular Sendikası’na Genel Başkan seçildi. Cumbul ile BAU’daki derslerinde amaçladıklarını ve geleceğe dair planlarını konuştuk.
Bahçeşehir Üniversitesi’nin akademik kadrosuna katılma süreceniz nasıl başladı?
Meltem Cumbul: Bugüne kadar Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Devlet Konservatuvarı haricinde başka bir üniversitede ders vermeyi kabul etmedim. Fakat Bahçeşehir Üniversitesi Sinema TV Bölüm Başkanı Prof. Dr. Savaş Arslan ile görüşmelerimizde, bölümün oyunculuk dersi almasını önemsedim. Çünkü bu bölümlerden mezun olan birçok kişi, maalesef oyuncuların ruhuyla ya da enstrumanıyla ilgili bir bilgiye sahip değil. Bu sebeple bunları ancak zaman içinde pratik yaparak öğrenebiliyorlar. Bu süreci kısaltmanın görevim olduğunu düşündüm.
Bu yüzden de gayet cazip geldi bu teklif.
Derslerde neler yapmayı amaçlıyorsunuz?
Hem MSGSÜ’de hem de dışarıda yaptığım atölye çalışmalarında, üç yıl boyunca Los Angeles’ta Eric Morse ile çalıştığım metodu öğretiyorum. Bu metod enstruman ve işçilik olarak ikiye ayrılıyor. Bu konuda en azından iki yıl içerisinde bilgi sahibi olmuş oluyorlar. Sinema TV Bölümü üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerinin kamera önü oyunculuk derslerine giriyorum. Dolayısıyla mezun olduklarında oyunculuk adına bilgileri olmuş olacak.
Bahçeşehir Üniversitesi’ndeki öğrenci profiliyle ilgili ilk izlenimleriniz nelerdir?
Bu hafta üçüncü hafta ve her şey gayet güzel gidiyor. Dersimin onlara iyi geldiğini düşünüyorum. Bunun dışında kendilerinde keşfedecekleri bir sürü alana ihtiyaç duyduklarını gözlemliyorum. Bu alanlarda neye ihtiyaçlarının olduğunu, neleri istediklerini net olarak, bir arada belirleyebileceğiz. Son sınıfta olmasına rağmen kararsız olan birçok arkadaşımız var. Yönetmen mi olacak, görüntü yönetmeni mi olacak ya da televizyonda mı çalışacak kararsızlık yaşıyorlar. Hedeflerinde onları kendi otantik yapıları üzerinden bakarak yönlendirmeyi hedefliyorum ve bu konuda da yardımcı olabileceğimi düşünüyorum.
Bu sene Oyuncular Sendikası’nın Genel Başkanı seçildiniz, oradaki gelişmeler neler? Neler planlıyorsunuz?
Sendikanın başkanlığından daha fazla önemsediğim şey, bunun bir ekip işi olması. Yönetim Kurulu üyelerimizle birlikte toplam dokuz kişiyiz. Öncelikle işçi sağlığı ve iş güvenliği üzerine daha önceki yönetimin sürdürdüğü kampanyayı tamamlamak hedeflerimizin en başında geliyor. Hemen ardından, sigortalı yani SSK’lı, 4A’lı oyuncuların olduğunu oyunculara hatırlatmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü oyuncu yasada işçi olarak kabul ediliyor ancak pratikte maalesef işler böyle yürümüyor. Bu sebeple yasada yer alan biçimiyle uygulamaya geçilmesinde fayda görüyorum. Hem bu onların can güvenliğini koruyacaktır, hem geleceklerini koruyacaktır, hem çalışma şartlarını düzenleyecektir. Ayrıca yine bir önceki yönetimin başlattığı bir kampanya olan Bu Sette Çocuk Var kampanyasını çok önemsiyoruz. Oyuncuların imaj hakları ve daha bir sürü konu hedeflediğimiz şeylerin başında geliyor.
Sendika ve okullar haricinde tekrar bir dizi, film veya tiyatro projeniz var mı?
Açıkçası ocak ayına kadar pek bir şey yapabilecekmişim gibi görünmüyor. Ocak ayına kadar her şey bir yerine otursun. Bundan sonra herkes, neyi, nasıl yapacağını daha net bildiği zaman elbette vaktim kalacaktır. Oyunculuk benim çok sevdiğim ve vazgeçmeyi hiç düşünmediğim bir hayat biçimi. Mesleğimden öte. Elbette ki devam edecek ama şu an biraz yoğunluk olduğundan ara verdim diyelim.
Altın Portakal’dan on jüri üyesinin istifa etmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?
Sansür ve otosansür tamamen karşı olduğumuz bir durum. Eminim ki Antalya Film Festivali de bu şekilde düşünüyordur. Bu sebeple, en başından itibaren iletişim kurma biçiminde aksaklık olduğunu düşünüyorum. Tabii ki herkes kendi kararını kendisi verecek. Film festivallerini önemsiyorum. Yapıcı olunması gerekiyor ama manifestosu ve ilkeleri çok önemli. Bu sebeple o alanda dik durmanın gerekir.
Damla Aydemir (dammlaa@gmail.com) / Yeni Sayfa
Fotoğraf: Ezgi Naser
Duvara Karşı, Gönül Yarası gibi filmlerden tanıdığımız Meltem Cumbul, Bahçeşehir Üniversitesi Sinema TV Bölümü’nde ders vermeye başladı. Türkiye’nin en çok izlenmiş dizisi olan Yılan Hikayesi’nden aldığı ödülün yanı sıra ulusal ve uluslararası birçok ödül kazanan Cumbul, geçtimiz haftalarda Oyuncular Sendikası’na Genel Başkan seçildi. Cumbul ile BAU’daki derslerinde amaçladıklarını ve geleceğe dair planlarını konuştuk.
Bahçeşehir Üniversitesi’nin akademik kadrosuna katılma süreceniz nasıl başladı?
Meltem Cumbul: Bugüne kadar Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Devlet Konservatuvarı haricinde başka bir üniversitede ders vermeyi kabul etmedim. Fakat Bahçeşehir Üniversitesi Sinema TV Bölüm Başkanı Prof. Dr. Savaş Arslan ile görüşmelerimizde, bölümün oyunculuk dersi almasını önemsedim. Çünkü bu bölümlerden mezun olan birçok kişi, maalesef oyuncuların ruhuyla ya da enstrumanıyla ilgili bir bilgiye sahip değil. Bu sebeple bunları ancak zaman içinde pratik yaparak öğrenebiliyorlar. Bu süreci kısaltmanın görevim olduğunu düşündüm.
Bu yüzden de gayet cazip geldi bu teklif.
Derslerde neler yapmayı amaçlıyorsunuz?
Hem MSGSÜ’de hem de dışarıda yaptığım atölye çalışmalarında, üç yıl boyunca Los Angeles’ta Eric Morse ile çalıştığım metodu öğretiyorum. Bu metod enstruman ve işçilik olarak ikiye ayrılıyor. Bu konuda en azından iki yıl içerisinde bilgi sahibi olmuş oluyorlar. Sinema TV Bölümü üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerinin kamera önü oyunculuk derslerine giriyorum. Dolayısıyla mezun olduklarında oyunculuk adına bilgileri olmuş olacak.
Bahçeşehir Üniversitesi’ndeki öğrenci profiliyle ilgili ilk izlenimleriniz nelerdir?
Bu hafta üçüncü hafta ve her şey gayet güzel gidiyor. Dersimin onlara iyi geldiğini düşünüyorum. Bunun dışında kendilerinde keşfedecekleri bir sürü alana ihtiyaç duyduklarını gözlemliyorum. Bu alanlarda neye ihtiyaçlarının olduğunu, neleri istediklerini net olarak, bir arada belirleyebileceğiz. Son sınıfta olmasına rağmen kararsız olan birçok arkadaşımız var. Yönetmen mi olacak, görüntü yönetmeni mi olacak ya da televizyonda mı çalışacak kararsızlık yaşıyorlar. Hedeflerinde onları kendi otantik yapıları üzerinden bakarak yönlendirmeyi hedefliyorum ve bu konuda da yardımcı olabileceğimi düşünüyorum.
Bu sene Oyuncular Sendikası’nın Genel Başkanı seçildiniz, oradaki gelişmeler neler? Neler planlıyorsunuz?
Sendikanın başkanlığından daha fazla önemsediğim şey, bunun bir ekip işi olması. Yönetim Kurulu üyelerimizle birlikte toplam dokuz kişiyiz. Öncelikle işçi sağlığı ve iş güvenliği üzerine daha önceki yönetimin sürdürdüğü kampanyayı tamamlamak hedeflerimizin en başında geliyor. Hemen ardından, sigortalı yani SSK’lı, 4A’lı oyuncuların olduğunu oyunculara hatırlatmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü oyuncu yasada işçi olarak kabul ediliyor ancak pratikte maalesef işler böyle yürümüyor. Bu sebeple yasada yer alan biçimiyle uygulamaya geçilmesinde fayda görüyorum. Hem bu onların can güvenliğini koruyacaktır, hem geleceklerini koruyacaktır, hem çalışma şartlarını düzenleyecektir. Ayrıca yine bir önceki yönetimin başlattığı bir kampanya olan Bu Sette Çocuk Var kampanyasını çok önemsiyoruz. Oyuncuların imaj hakları ve daha bir sürü konu hedeflediğimiz şeylerin başında geliyor.
Sendika ve okullar haricinde tekrar bir dizi, film veya tiyatro projeniz var mı?
Açıkçası ocak ayına kadar pek bir şey yapabilecekmişim gibi görünmüyor. Ocak ayına kadar her şey bir yerine otursun. Bundan sonra herkes, neyi, nasıl yapacağını daha net bildiği zaman elbette vaktim kalacaktır. Oyunculuk benim çok sevdiğim ve vazgeçmeyi hiç düşünmediğim bir hayat biçimi. Mesleğimden öte. Elbette ki devam edecek ama şu an biraz yoğunluk olduğundan ara verdim diyelim.
Altın Portakal’dan on jüri üyesinin istifa etmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?
Sansür ve otosansür tamamen karşı olduğumuz bir durum. Eminim ki Antalya Film Festivali de bu şekilde düşünüyordur. Bu sebeple, en başından itibaren iletişim kurma biçiminde aksaklık olduğunu düşünüyorum. Tabii ki herkes kendi kararını kendisi verecek. Film festivallerini önemsiyorum. Yapıcı olunması gerekiyor ama manifestosu ve ilkeleri çok önemli. Bu sebeple o alanda dik durmanın gerekir.
BAUTıp'a hoşgeldin yarışması
22:06
#BAUTIPistanbulchallenge, BAU Tıp, Damla Aydemir, Lara Meltem Bilikmen, Tıp Fakültesi, Üniversite
YORUM YAP
Yarışma formatındaki yapılan aktivitede, 5-6’lı gruplar halinde ayrılan öğrencilere İstanbul’u tanıtmak için bazı görevler verildi. Belirlenen saatlerde şehrin çeşitli yerlerine dağılan öğrenciler toplu ulaşım araçlarına binmek, tarihi bir yeri gezmek, farklı dilde bir şarkı söylemek gibi görevleri yerine getirdi. Küçük bir İstanbul turu yapan gruplar ziyaret ettikleri yerlerde çektikleri özçekim fotoğrafları #BAUTIPistanbulchallenge hashtag’i ile Twitter’da paylaştı. Tıp Fakültesi Öğrenci İşleri Koordinatörü olan Lara Meltem Bilikmen, düzenlenen aktiviteyle hem öğrencilerin birbirlerine ve okula rahatça adapte olmalarını hem şehirdışından ve yurtdışından gelen öğrencilerin şehre alışmalarını amaçladıklarını söyledi. Yarışmanın ardından Beşiktaş Kampüsü’nde gerçekleştirilen Welcome Reception’da en çok puanı alan gruba İKSV İstanbul Bienali Tur Rehberi ödülü verildi.
Damla Aydemir (dammlaa@gmail.com) / Yeni Sayfa
Damla Aydemir (dammlaa@gmail.com) / Yeni Sayfa
İletişim eğitiminin kuralları yeniden yazılıyor
21:27
BAU, Damla Aydemir, Doç. Dr. Kemal Suher, Habertürk, İletişim Fakültesi, Prof. Dr. Fatoş Adiloğlu, Samet Gümüş, Selçuk Tepeli, Üniversite, Yeni Sayfa, Zülfikar Ali Aydın
YORUM YAP
Habertürk ve Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi, öğrencilerin okulda aldığı eğitimi pratiğe taşımalarına yarayacak geniş kapsamlı işbirliğine başladı. İletişim eğitimine yepyeni bir soluk getiren işbirliğiyle öğrenciler, eğitim hayatlarının bir döneminde Habertürk’te çalışarak okulda edindikleri bilgileri, iş ortamında uygulamaya geçirebilecek.
Habertürk ile Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin ortak çalıştığı proje, öğrencilerin teorik eğitimlerini sektörün pratikleriyle pekiştirmesi amacıyla hayata geçirildi. İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fatoş Adiloğlu, uygulamalı eğitimin öğrencilerin sektörle olan ilişkisini kuvvetlendireceğini ve bunun bir öğrenme modeli üzerinden yapılıyor olmasının büyük bir fırsat olduğunu vurguladı.
Adiloğlu, “Bu projeyi bölüm başkanlarımıza sunduğumuzda hepsi çok heyecanlandı. Bunu nasıl yapabiliriz diye sürekli düşünmeye ve tartışmaya başladık. Çünkü Türkiye’de bunun bir örneği daha yok. Bir üniversitenin sektörle bağlantılı çalışmasının gerekliliği yeni bir konu değil. Bu modeli kurma işini İletişim Fakültesi olarak özellikle Yeni Medya Bölümü’nün başkanlığında ilk kez biz gerçekleştirmiş olduk” diye konuştu.
Halen projenin tasarım aşamasında olduğunu belirten Adiloğlu, iş yapıldığında problem ve aksaklıkların elbet olacağını, ancak fakülte olarak çözümlere de ulaşacaklarını belirtti.
Damla Aydemir (dammlaa@gmail.com) / Yeni Sayfa
Fotoğraflar: Damla Aydemir, Samet Gümüş
Türkiye'de bunun bir örneği yok
Habertürk ile Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin ortak çalıştığı proje, öğrencilerin teorik eğitimlerini sektörün pratikleriyle pekiştirmesi amacıyla hayata geçirildi.İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fatoş Adiloğlu, uygulamalı eğitimin öğrencilerin sektörle olan ilişkisini kuvvetlendireceğini ve bunun bir öğrenme modeli üzerinden yapılıyor olmasının büyük bir fırsat olduğunu vurguladı.
Adiloğlu, “Bu projeyi bölüm başkanlarımıza sunduğumuzda hepsi çok heyecanlandı. Bunu nasıl yapabiliriz diye sürekli düşünmeye ve tartışmaya başladık. Çünkü Türkiye’de bunun bir örneği daha yok. Bir üniversitenin sektörle bağlantılı çalışmasının gerekliliği yeni bir konu değil. Bu modeli kurma işini İletişim Fakültesi olarak özellikle Yeni Medya Bölümü’nün başkanlığında ilk kez biz gerçekleştirmiş olduk” diye konuştu.
Halen projenin tasarım aşamasında olduğunu belirten Adiloğlu, iş yapıldığında problem ve aksaklıkların elbet olacağını, ancak fakülte olarak çözümlere de ulaşacaklarını belirtti.
“Sektör ile akademi anlaşamaz yanılgısı” değişiyor
Projenin başlangıcında olduğunuzu göz önünde bulundurarak her şeyin nasıl gittiğini soralım...
Prof. Dr. Fatoş Adiloğlu: Heyecan duyduğumuz bir proje, öğrencilerimizin de heyecan duymasını bekledik ve gerçekten tahminimizin ötesinde bir enerjiyle karşılaştık. Habertürk süreci bizim uygulamalı iletişim ayağımızı güçlendirme amacıyla ortaya çıktı. Fakültenin sektörle olan ilişkisini bir program ile yönlendirilebilir hale getirme arzusu sonucu, şevkle bu işe giriştik. Karşılıklı müthiş bir alışveriş içerisindeyiz. Habertürk’ün akademiye olan bakışı, pratikteki uygulamaları çok iyi bir takım olabileceğimiz izlenimini yarattı. İlk görüşmeden itibaren yola çıktık ve şu an her şey gayet iyi gidiyor. Ciner Yayın Holding Genel Müdür Yardımcısı Erhan Ataman, İnsan Kaynakları Müdürü Seda Topaloğlu başta olmak üzere sektörde olan insanlar bu projeye çok sıcak bakıyor. Bu durum sektörle akademi bir türlü anlaşamıyor tezini de eritiyor. Oraya bir uzlaşma getirmeye çalışan, tam da yerinde bir insan kaynakları yönetiminin olduğunu düşünüyorum. O da gücümüze güç katıyor.
Vizyon kaybetme kaygısı yaşandı mı?
Bizler alt yapı olarak öğrencilerimize çok güveniyoruz. Fakülte olarak güvenden yanayız. Adı üstünde, öğrenci. İletişim Fakültesi olarak genel anlamda bir iç görü yansıttığımızı düşünüyorum. Bizim temel amacımız öğretme değil, öğrenme üzerinedir. Bu programın sonunda katılan öğrencilerimiz o kadar kıymetli bir şeyi paylaşacak ki bizimle, bu işin dönüşünü dört gözle bekliyoruz.
Bu projeden beklenen nedir?
Şu anda öngörüyle davranıyoruz. Programı hayata geçirdik, bir öngörümüz var, dolayısıyla çıktılar, sonuçlar da önemli. Bu süreç bittiğinde öğrencilerimizle görüşüp “Daha iyi nasıl yaparız?” sorusunun cevabını arayacağız. İlk öğrenciler itibar açısından çok önemli. Onların performansı bu programın devamlılığı için belirleyici olacak. Öğrenci istihdamı da buna göre karar verilecek bir konu olacaktır. Bizim gönderdiğimiz öğrenci sayısından çok onların ihtiyacı olan sayı daha önemli. Bu da öğrencinin gayretiyle doğrudan ilişkili bir durum. Ben öğrencime güveniyorum. Gözlerinden anlıyorum. Hangi alan olursa olsun iletişim anahtardır. Araçsal da olur amaçsal da ama ben bunun gücüne çok inanıyorum. Hangi alanda olursan ol, iletişim ruhun yoksa bir sonuç alamazsan. Çok mutluyum, çok gururluyum. Bu binaya girdiğim an mutluluk duyuyorum. Problemler var ama biz bunları çözebilecek beceriye sahibiz. Sahip olduğumuz enerji çok önemli.
Staj değil iş
Habertürk ile başlatılan bu işbirliği sonucunda öğrenciler üçer krediden oluşan iki seçmeli dersi tamamlamış olacak. Ayrıca zorunlu staj yapmak isteyenler için de imkan sağlanacak.
Şu an uygulanan eğitimin öğrenciler açısından sadece staj olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Hasan Kemal Suher, “Uygulanan bu projeyle okulu sektöre taşımış olduk. Habertürk ile ortak eğitim veriyoruz. Yeni bir sistem. İnsanlar sadece bir staj defteri doldurmayacak. Koordinatörler, öğrencilerin başarılarını belirlemek adına belli projeler verecektir. Öğrenciler bu proje ile değerlendirilecek” dedi.
Sektörde yaşanan nitelikli eleman sıkıntısının giderilmesini amaçlayan projede öğrenciler bir dönem boyunca yerleştirildikleri departmanlarda görev alacak. Habertürk ile karşılıklı yatırım halinde olduklarını söyleyen Suher, “Geçen hafta TV teknik ekibi koordinatörlerinden biri canlı yayında öğrencilere nasıl proje vereceklerini sordu. Tabii öğrencileri canlı yayında masanın başına oturtup kanalı riske sokamazsınız. Ama eğitim vermek adına canlı yayın simülasyonu hazırlayabiliriz diye bir fikir çıktı ortaya. Bu ek bir yük olsa da amaç öğretmekse böyle bir şey yapılabilir diye düşündük ve onlar da bu fikre çok sıcak yaklaştılar” diye konuştu.
Nitelikli insana petrolden daha çok ihtiyaç var
Türkiye’de en başından beri böyle bir işbirliğine ihtiyaç olduğunu vurgulayan Gazete Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Selçuk Tepeli projenin gidişatından memnun olduğunu belirtti.
Tepeli “Bunun bir iş birliğinden çok daha fazlasını vaat ettiğinden eminim. Dolayısıyla aslında biz daha sadede gelemedik. Bu tür işlerde biraz nefeslenmekte fayda var. Herkesin öncelikle ayağının alışması lazım, biraz zaman geçmesi lazım. Projenin teknik olarak yürütülebildiği her iki tarafın da kafasına yatsın, ondan sonra sadede geleceğiz. Bahçeşehir Üniversitesi öğrencilerinin ne kadar maharetli olduklarını yavaş yavaş göreceğiz” diye konuştu.
Arkadaşlarımız çalışmaya başlayalı yaklaşık bir ay oldu. Sizce çalışmalar nasıl gidiyor?
Evvela şunu söylemek lazım, onlar burada bir sıkıntı yaratmadılar dolayısıyla bana kalırsa gayet iyi uyum sağladılar. Kurallarımıza da harfiyen uyuyorlar. Herkesi olması gerektiği yerde buluyorum, dolayısıyla bu memnun edici. Bundan sonraki aşama, ne kadar verimli olduklarını görmemiz. Bundan da kuşkum yok. Çok işe yarayacaklar.
Öğrencilerin Habertürk’ten verim alabilmeleri için neler önerirsiniz?
Şu anda bir şey önermiyorum, atmosfere alışmalarında fayda var. Sadece işlerine bakmalarının öneririm. Bir de bence biraz hayal kurmalılar. Bizim memleketimizde pek öyle bir şey yoktur. İnsanlar çok hayal kurmazlar. Hatta bunun da yanlış bir şey olduğunu düşünürler. Bense aksini düşünürüm. Takdir edilebilecek performanslarla ilgili olarak insanların büyük hayaller kurması taraftarıyım. Mesela ben çok para kazanayım, çok zengin olayım, müthiş bir iktidara sahip olayım her istediğim olsun gibi hayaller saçmadır; makul ve insani değildir. Oysa işimi çok iyi yapayım, bir fark yaratayım, yaptığım işten de keyif alayım diye hayal kurarsa insan bunun bir zararı yoktur. Bu sadece bir zaman meselesi, şimdilik kimseyle onları zorlayacak bir iletişim biçimine girişmedim. Ama yakında bu olacak. Ve canlarına okuyacağım. Başta bu zor gelecek ama onun arkasından gelecek aşamada herkes bu yaptığımdan memnun kalacak.
Öğrenci istihdam etmeyi düşünüyor musunuz?
Başından beri böyle bir durum söz konusu ve bu zaten olmak zorunda. Bence Türkiye’de birtakım yeni insanların, birtakım yeni ortamlara girmesi gerekir. Bu sadece basınla ilgili değil siyasette de böyle. Her yerde bir devir teslime ihtiyaç var. Bu devir teslimin de sürdürülebilir olması lazım. Yeni bir kafa yapısının her yerde devreye girmesi lazım.
Yeni nesil gazetecilik ya da Yeni Medya hakkında ne düşünüyorsunuz?
Gazetecilikle ilgili plan yapan arkadaşların şunu bilmesi lazım; Türkiye’de onlara her sektörde yer olacak. Bunun zor olduğunu düşünüyorlar, haklılar da ama hiçbir yokuş sonsuza kadar çıkılmaz, bu zamanlar da değişecek. Değiştiği zaman çok insana ihtiyaç olacak. Nitelikli insan kaynağı, Türkiye’de petrolden daha çok ihtiyaç duyulan bir şey. İnsanların kendilerini farklı bilgi ve tecrübelerle donatmaları o zamanlara hazırlık açısından çok önemli. Sıkı tutmaları, iyi asılmaları lazım. Gazeteciliği ve gazeteleri sadece gazeteciler öldürebilir, teknoloji öldürmez. Ülkemizde yanlış bir kanı var. Bu işin bir çok ülkede nasıl yapıldığını gördüğüm için bu ülkede bu kanı var diyorum. Hiç kimse teknolojiden Türkiye’deki kadar korkmuyor. Tabii ki iş organizasyonunda bazı değişiklikler yapmak gerekiyor, kağıt üzerine basmaz başka bir şey yaparsınız. Ama yine sizin yapmanız gerekir, çünkü bu iş gazeteciye ihtiyaç duyar. Vatandaş gazeteciliği denen şey laftır. Bir gün vatandaş marangozluğu diye bir şey olursa o zaman vatandaş gazeteciliği de olur. Gazetenin yayınlandığı platformun değişmesi gazeteciliğin ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. Biz istesek bile kağıttan vazgeçemeyiz. Vazgeçenlerin adı sanı duyulmuyor artık.
Yetişmekte olan gazetecilik öğrencilerine ne önerirsiniz?
Adil tarafsız ve sürdürülebilir olmanın yolunu bulmak zorundalar. Yani militan gazetecilik, kategori olarak muhalif gazeteci olmak bazen fiyakalı görünebilir, belli bir dönem ilgi çekici olabilir ama sürdürülebilir değildir. Şartlar değiştiği zaman ihtiyaç kalmaz. Bu işi kimsenin de dönemsel yapmak istediğini düşünmüyorum. Gerçek olmadığı halde çok ilgi çekici başlıklar atmak ve yazılar yazmak bu işin bir parçası olamaz. Vazgeçilmez olmanın ve tercih edilmenin yolu haberin saygılı olması ve içindeki detayların hiçbir yerde bulunamayacak olması. Bu çok çalışmayı gerektirir. Kısacık bir haber için pek çok insanla konuşmanız gerekir. Bu işi yapacak arkadaşların her birinin kendi hikayesi olması gerekir. Artık dünyada kendi hikayesi olmayan hiç kimsenin haber yapması ihtimali kolay değildir. Bu özel sektörde de böyle, sanayide de böyle. Kendi hikayelerine güvensinler ve onu tarif edebilmeyi becersinler. Yeni gazetecilikteki ustalık buradadır.
Mesleği daha çok sevmeleri için çalışacağız
Aydın, “Gazetecilik için bir ekip işi denir ama özünde başarı muhabir adayının kendi kişisel gelişimine bağlıdır. Gazetecilik yapmak isteyip iletişim fakültelerine giden birçok insan var ama fiilen çalışma disiplinleri ve istekleri işe girdikleri zaman farklı olabiliyor. Çoğu meslekten vazgeçebiliyor. Her şey gazetecinin kendi hevesine, yani çok soru sormasına, çok merak etmesine ve öğrenme isteğine bağlı” diye konuştu.
Aydın, bu projeyle hedeflerinin, işi hakkıyla yapabilecek vasıflı elemanları bünyelerine katmak ama buradan giderken de öğrencilerin en azından bir şeyler öğrenmiş olmalarını sağlamak olduğunu belirtti:
“Burada çalışırken keyif almaları çok önemli. Yaptıkları işlerden mutlu olsunlar ki, mesleklerini daha çok sevsinler. Böyle bir ortam sağlayabilirsek onlara, biz işimizi yapmış oluruz. Ez azından onların geleceklerinde kafalarında çizdikleri habercilik adına bir şeyler varsa katkı sağlamış olacağız ve kendimizi amacımıza ulaşmış sayacağız. Bunu başarmak için önce hangi konuda daha iyi uzmanlaşabilirler, bunu belirlememiz lazım. Ondan sonra da o alana yönelik yönlendirmeler yapmamız lazım. Eğitim, siyaset, yargı konusunda iyi olabilir ya da toplum-yaşam diye tarif ettiğimiz haber başlıklarında haber üretebilirler. İstanbul 16 milyonluk bir şehir ve kendi içinde bir dinamizmi var. Buna karşılık gelebilecek, kenti anlatacak haberleri yapabilen dinamik ve disiplinli arkadaşlara ihtiyacımız var.”
17 Ekim 2014 Cuma
Yeni Sayfa'nın yeni sayısı haftaya hazır
19:08
Bahçeşehir Üniversitesi, Damla Aydemir, Hakan Güngör, İletişim Fakültesi, Özge Öz, Sertaç Çakır, Yeni Medya Bölümü, Yeni Sayfa
YORUM YAP
Bahçeşehir Üniversitesi öğrencileri tarafından hazırlanan Yeni Sayfa'nın bu dönemki ilk sayısı gelecek hafta yayınlanacak.
Gazetenin hazırlıkları, İletişim Fakültesi Yeni Medya Bölümü'nde sürüyor.
Fotoğrafta bu çalışmalara katılan Yeni Medya Bölümü'nden Özge Öz, Hakan Güngör (üstte), Art Direktör Sertaç Çakır ve Damla Aydemir görülüyor.
Gazetenin hazırlıkları, İletişim Fakültesi Yeni Medya Bölümü'nde sürüyor.
Fotoğrafta bu çalışmalara katılan Yeni Medya Bölümü'nden Özge Öz, Hakan Güngör (üstte), Art Direktör Sertaç Çakır ve Damla Aydemir görülüyor.
2 Ekim 2014 Perşembe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















